
Aramızda kalsın; böyle şeyler hep yaşanır, başa gelir, anlatılmaz, saklanır. Yanlış bir şeyler yemişsiniz, yanlış bir yerlere dokunup ellerinizi yıkamamışsınız… Hepsini yapmışsınız yine de denk durmamış mideniz, bağırsaklarınız; ortalık bir yerlerde eller yukarı teslim almış sizi. Yetişememişsiniz, kaçırıvermişsiniz; az bir miktar olmamıştır ya, oldu farz edin. Kimse fark etmeden, hani çocuk değil artık erişkin olduğunuz zaman bu bahsedilen olay… Fark ettirmeden kimseye halletmişsiniz; bütün deliller yok edilmiş, hikaye siz ve siz arasında kalmış.
Ne var bunda? Hiçç… Çağla, badem, dut, kayısı falan suçlusu; sence bulunmuş, “Ahh,” dedirtmiş sana çoktan, tamam. Başka bir şey daha var; bir organına, birkaç organına olabilir, en çok güvendiğin organlardan birine, belki de en çok güvendiğine bir güven kaybı… O bile nasıl yapar, nasıl? Sorgusu beyninin bir yerinde.
Bu olayla öğrenmemiş bile olabilirsin. Köpeğin; sorarlar “Isırır mı?”, “Isırmaz,” bilirsin, güvenirsin; ısırır. “Dersin” kedin tırmalamaz, bilirsin; sorduklarında tırmalar. Dostun satar mı? Sevgilin aldatır mı? Tren geç gelir mi? Karşıya geçebilir misin? Sır kalır mı? Söz uçar mı?
Bir yerlerde organına bile, kendine bile… Hani yaslandığın duvarlar, yıkılmaz dediğin yapılar; sen bile, sana bile.
Hayatın öğrettiği korkular yumağı yaşarken; ne çok yol tıkıyor, ne çok acı veriyor, ne çok “hayır” dedirtiyor, ne çok “evet”…
Vazgeçmeden, hepsine birden sırt dönmeden.
