
“Aşk Tesadüfleri Sever”… Ne güzel bir filmdi! Beğenerek, zevkle izlenir. Bir kusuru var, adında gizli: Aşk tesadüfleri hiç sevmez, üstüne dalgasını geçer çoğu zaman da… Aşk güzel, tesadüf o da güzel. Onca pişmanlık, onca ayrılık, onca şarkı, onca film, onca cinayet, onca şiir… Onlar tesadüf olarak aşkın bir parçası değil mi? Soru çok, bakalım tesadüfler aşkı sever mi? Dalgasına Charles Chaplin filmlerinde hani sessiz silah patladığında bütün camlardan atlayanlar vardı; hani onlar tesadüf mü? TV sabah, öğleden sonra programlarında onca ilişki, onca babalık davaları, lafları tesadüf mü?
Sevmez tesadüfleri; tesadüfler de aşktan pek hoşlanmaz. Onca tesadüften elinizde kalana bir bakın; öyle herkesin ortasında değil, kendilerinizden birkaçıyla aynaya baktığınızda gördüklerinizle, gördüklerinizin arkasına saklananlarla… Olmadı ışıkları söndürün, tavana bakın. Artık kaçınız kaldıysa kendiniz, kendilerinizle bir bakın: Kaç tane pişmanlığınız var? Kaçını pişmanlıklarınızda bırakmışsınız? Kaçı yaralı bereli sizle kalmış? Kaç tesadüf cinayetiniz, kaç yaralamanız, yaralanmanız, ölümleriniz kaç tane? Tavana bakınca pek o kadar geriye gitmeniz gerekmiyor olmalı; taze hafızanızdakileri sayabiliyorsanız kapatın gözlerinizi. Sizle gelenlere, peşinize takılan, eteğinizden, kemerinizden sizi çekiştiren, zor kurtulduğunuz, kurtulamadığınız kapı önü, pencere arası, perde arkası olanları bir köşeye bırakın. Onlar başka tesadüf: Sokak karşılaşmaları, görülmeler, bilmem kim amca, bilmem kim teyzeler… Tesadüften saymayın; sadece kırılan, incinenleri yüreğinizde hatırlasanız…
Zor… Aşk tesadüflerle doludur; çoğunu hiç sevmez, bir dolusuna katlanmıştır, katlanır. Annenizin, babanızın aşkının sonucu siz olduğunuzdan; aşk tesadüfleri bazen sever diyebiliriz.
