
Her şey kolay olmuyor. Kolay geliyor anlatılınca; “Şöyle yaparız, böyle yaparız…” Hep bir kolay yol, sonra daha başında yol ayrımlarının… Her birinde, yolun tümünde, her tümsekte, her büklümde keşkeleri bol, “Ben düşünmüştüm, ben söylemiştim”ler çok bir yılgınlık… Başlarken “Bende”lerin çoğu, ardından el sallayıp “Bitsin hele, yetişirim,” tavrına girip yalnızlığı dibine kadar tattırmayı, acıtmasını en derininden hissettirmek için çabaya gerek olmasa bile… Hani bir yol açma, düzleme sonunda biterse yol, pastana ortak olup tıkınmayı sana gösterir ve öğretirler.
Ardında bıraktıkların, çabaların, terlerin, tökezlemelerin, yaraların hepsi sana kalır; kıvanç ortak mal olur. Yaşanmışlıkların en basitinden bu tür yolculuklar seni güçlendirir, güç artırır. Verdiğin çaba, emek, yıpranman… Hayatın senden alıp götürdükleri sana hangi ek, sana hangi kazanç harcananların, harcadıklarının karşılığı olabilir mi?
Enerjinin sakınımı; senin verdiğinin karşılığı olamayacağının, sadece kazançlarının algı olarak sende kalacağının kuralıdır.
Nereden çıktı bu enerjinin sakınımı yasası söylemi? Ne koyarsan koy daha fazlasını alamazsın. Hani kumarhane kuralı gibi; ütülmek vardır sonunda. “Aynı şey değildir,” diyebilirsin; sen gör, denemiş görmüş olman lazım. Bakmamış, hiç hesabını yapmamış olman, kayıplarının daha az olduğunun bir kanıtı değildir.
“Benden bu kadar,” deyip masadan kalkmaya kalktığında, daha kaybetmen gerektiği ilgililerce sana hatırlatılacaktır. Kumar masasından kalkman, bir daha oturduğunda daha fazlasını kaybetmeye hazır olduğundan mümkün olabilir. Hayat masasında daha zor bir kalkış olacaktır.
