
Ulaşılamayacak mesafeler vardır; görülemeyecek, duyulamayacak, erişilemeyecek, ölçülemeyecek…
Fiziğin, aklın ulaşamadığı (henüz diyelim) durumlar var. Ne olduğunu bilmiyoruz; akıl yürüttüğümüz zamanlar olmuyor değil, soruyoruz. Akıl yürütme derken, soru sorabildiğimiz haller oluyor fiziğe bakıp: “Big Bang’den öncesi ne vardı, ne olabilir, var mıydı bir şeyler, hâlâ var olabilirler mi o bilmediğimiz şeyler?” Işığı geçince, hızlı gidersek ne olur? Hızlı gidilirse bir TV programının komik sorusu sorulabilir: “Ceza yer miyiz?” Şaka bir tarafa, “Olmaz,” diyerek geçiştirdiğimiz, geçiştirilen onca sorunun cevabı şimdilerde ortaya çıktığından, “Aynı olmayacak,” diye elbet bir şey yok. Ancak fiziğin sınırından sonrası, akıldan sonrası için (uydurulmuş bile olsa) hikaye, hikayeler yok.
Sınırın ötesi için belki metafizik kavramlar kullanılabilir; evrenlerin sürati, çokluğu misal… Onların var olup olmamaları, bizim henüz oraları fark edecek, ölçme, bilme kapasitemizin mantığımıza uygun, tekrarlanır, en azından dokunulabilir (küçümsemek için değil, başka bir şekli yok) alet edevatımız olmaması.
Biliyorum, Goethe’nin dediği gibi: “Çok derin düşünen insan hayatın neşesini kaçırır.” Neşeniz bol olsun.
