
Kelimelerle yaşıyor olmanız, onlarla bir oyun içinde, bir uyum içinde olmanız; onlarla hayatı paylaşıyor, anlatıyor olmanız, çocuklarınız gibi onlarla kaynaşmanız… Çocuk denilince Gündüz Vassaf diyordu: “Çocuklar sizin modern çağda en son köleleriniz.” En son kölelere nasıl, ne emredersek yaptırmaya ne kadar çalışırsak; gayretimiz ne kadar onlara köle olduklarını söylemeden köle yapmaya çalışıyorsak ve onlar artık özgür olduklarını, zincirlerini ellerimize bırakarak bizi yine de kırmadan “Sahip, artık ben özgürüm, ben özgür bir bireyim,” diyorlarsa… Oynadığımız kelimeler artık bize, “Al zincirlerini, ben özgürüm,” diyorlar mı, derler mi?
Evet, oynadığımız, beraber yaşadığımız, her kalemi aldığımızda “Buyur sahip,” diyen o bizim kölelerimiz… Vassaf’ın tarifiyle o kölelik yaşantısından biraz kalan, o alışkanlıkla bizim kölemiz olduğunu iddia ettiğimiz… Artık onların özgür olup bize “Kırılmasın, iyi insandır, babamdır, anamdır, kırmayayım; ‘he’ diyeyim, dediklerinin birazını yapayım, yapsam ne olur? Bunca sene birlikte neler yaşadık, o da benim için saçını süpürge etti, bu günlere getirdi, ben buralara gelene kadar eşek gibi çalıştı, çalışmış,” kelimeler ona, onlara aitmiş, ben onun iyi kölesi, iyi bir kölesi… “İstediği gibi tamam efendim, olur sahip diyeyim,” diyen biri olayım diye ne gayret gösterdi, gösterdiler. Emeklerini boşa çıkmış göstermeyeyim, görmesinler, öyle bilerek gitsinler buralardan tiyatrosu… Ezberlenmiş rolleriyle: “Bak şunun oğlu, kızı, evladı senden daha…” Hani biliyorum, tamam; o Afife Jale ödüllük oynuyor, bende pek oralar yok demiyle “Benden bu kadar, dahası ödül onun olsun, sen bu tiyatronun seyircisisin,” mantığıyla.
Kelimeler de aynı; sana iyi davranmak için “Yaz bakalım, hadi bakalım yaz,” yine de “Artık ben senin kölen olmak istemiyorum,” demiyorum. “Benden çok rol bekleme ödüllük, üstelik uslu uslu yaz… Yoksa bırak ben biraz özgür, çok değil biraz özgür, bu çağa, bu zamana yakışır… Torununla oynar gibi; yarısını o söylesin sen anlama, sen söyle yarısını sen anlatama… Yine de her nasılsa kedinin seni sahiplendiği gibi… Hadi bir pasta yapalım, ben mutfağı temizlerim, sen torunla dağıtabildiğin gibi dağıt; hadi git al yanına, bana nasıl dediysen onlar yanında bulunsun, pek zorlama, dağıtın bakalım tezgahı,” geri çekilmesiyle ortalık yerden.
Gelin bakalım nasıl bir pasta olacak yaptığımız; aynı lezzeti bulabilecek miyiz?
