Parazit İlişkiler ve Seçememe Yeteneği

Parazit İlişkiler ve Seçememe Yeteneği

Kimi neyi kastettiğimin… Zaten kastetmiyorum. Alınganlığı olacaklar, “Bu benim,” diyecekler, “Bu o,” diyecekler çokça çıkabilir; kimseyi kastetmiyorum, kimse de değil kastettiğim. Bu ön almak bile değil; “Ben seni demedim,” hiç değil. Olsa ya söylerim ya susarım; sizde de vardır, bende de var. Üstelik bundan biraz hoşlanırım da.

Bazı sevdiklerim; bu yiyecek, bu içecek, bu kokladığım çiçek olabilir; seçtiğim, beraber olmak istediğim, arkasında, yanında olmak istediğim biri de olabilir. Hani “değil” dediğim kısım burada.

Ben kavun seçmeyi bilmem; neredeyse hayatta seçtiğim kavunların yüzde doksanı… Son kalanı ben aldıysam o bilke yüzde elli kelektir. Yediğim onca, zevk alarak yediğim onca şey bende kaşıntı yapar, alerji yapar, dişimi kırar, hayatımı zorlaştırır. Ne var, bu benim seçme, seçememe yeteneğim… Ne var? Bunun sıkça olması hiç de iyi bir şey değil. Ben seçemem; beni seçenler de neden beni seçtiklerini sorgulayıp dururlar. Siz mesela, neden yanımdasınız? Keşke sormasaydım, aklınızda bile yoktu; her neyse. Sadece bende olsa bu yanılgı durumu neyse; yemem, içmem, yanına gitmem, seçmem, ne olursa yaparım. Anlayana kadar tabii ki bir sıkıntı, bir ızdırap, bir kaşıntı, bir şeyler… Katlanılacak bir şeyler oluyor, olacak.

Bunun yanı sıra, buna insan da dahil, parazitsel ilişkiler kurulur, kurarlar, kurarım. Size denk geleni yoktur umarım. Ben parazitleri severim. Sinsilikleri beni çeker, cezbeder; öyle diyelim, sempati duyarım sinsiliklerden, sinsiliklerinden… Bakmayın; seneler sonra anladığım olur. En erken bir beş on yıl… Bana her yaptığı sevimli doğru gelir, çekici gelir; peşine düşer onu savunurum. “İyidir bu be,” çok demişliğim vardır; seçmesini çok çok bilirim ya! “Bu iyidir, bu kadın iyidir, bu adam iyidir…” Nasıl her tuttuğum elde kalır? “İyi” dediğim beni rezil eder; beni değil, herkesi rezil eder. Sevmediğim, ne kadar yanında olamayacağım ne kadar şey varsa hepsi haklı çıkar; hepsi bana, bize “Seninki, seninkiler…” diye gözümüze sokar. E yapacak o kadar az şey kalıyor… Yoğurdu üfleyerek yemek; yahu adama “Yoğurt alerji yapar mı?” korkusuyla üstelik.

Benim gibi çoklar var, biliyorum. Senelerdir aynı bağırtıyı yaşıyoruz, ondan biliyorum. Benim kadar sıkıntılı anlatanı da yok bu tutarsızlığı neden yaşıyor olduğumun, olduğumuzun. Aynı yerden yine bir bağırtı… Yine masada bu sefer yoğurt… Yine “Acaba?” ile kaşık daldırmaca… Yine mi içte bir korku, telaş “Bu sefer olmasın,”? Hıdırellez dilekleri… Zamanı çoktan geçse de gül ağacı altına, sonra deniz… Bu kadar sığınılacak yer olmayışı, elinden tutulacak birini bulamayış… Onca yoksunluk varken son ana kadar can simidinde zamanı tüketiş.

Siz yine orada kalın da ben acaba öte tarafa bakıp geleyim; “Belki ondandır,” totemine bile olmayan cesaret… “Ben sizdenim,” desem onlarda batar mı totemi?

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir