
Sabahın köründe kalem elimi tutmuş, bir yerlere götürmeye çalışıyor. İçbirlikçisi müzik, o da destekliyor; “Git kıyıya, ne varsa anlat anlatacağını,” coşturmacası. Şarkı sözlerini bir süre unut, notalara takıl; dalgaların şipırtısı eşlik etsin. Sen olmadığını hatırla; kum ol, taş ol, bitki ol… Kimsenin seni koparmadığı, kopartamadığı bir yer seç kendine. Yer seçerken kedinden yardım al, köpeğinin ardına saklan; boyuna posuna bakmadan korusun seni, korumaya kalksın. Başına ne gelir düşünmeden sen için, senin için bilmediği bir şeyi, ölmeyi göze alsın. Dalgalarla aran pek iyi olmasın bugün; ıslan, kumlar ayağına bacağına bulaşsın. “Sen olma bugün,” dedim ya; ağırsın, kımıldayamıyorsun. Beyninle uyumlu eksik kalıyorsun; “ben yaptım oldu”ların kalmadı, “yapabilir miyim?” telaşı sana da bulaşmış olmalı.
Ardında bıraktığın onca incinmişlikler, kırılmışlıklar… Hepsi “Üstüme basma, başına iş açabilirim,” diyor. Aynı şarkının içine saklanmış “ben buradayım”lık var ya; tam da ondan. Keman bu kadar tiz olmalı mıydı bu sabah? Kaleme işbirlikçilik yapayım gösterisi bu olmalı. Uyansana kuzum, daha yeni yatmış olmalı. Sabahı görmeden geldi mi güneş? İkna olmadan karatavuğun bile o güzel tantanası… Tantana dediğim güzellik; “Sabah ben geldim,” el tutuşu. Tut elimi, beraber sabah yapalım; çağırayım gelsin aydınlık. Ne var bunda? Elini tutmuşluğum bu kadar yangın yeri mi, bu kadar sıcak mı?
Hangi valsin kollarında çırpınırken yalnızlığı bu kadar çabuk içine sindirebileceğini… Buralara kadar gelmeyi, bir anı bir ömre sığdırmayı, bir ömrü bir ana sığdırmayı ve bunu hep yapabilmeyi… Kaçmayın notalar, bırakmayın yalnız dalgaları! Kalem çoktan alıp başını gitmiş ardına bile bakmadan. Kollarımda uyusaydı dün gece… Sabahlaması yapmayın, yarın yine olmasın; burada kalsın sabah esintisine ninni söyleyip uyutmak.
Günaydın diyebilmek uyanınca.
