
Bana kalırsa (ki kalmış gibi) kötülük genetik değil, virütik bir yapıdır. İyilik genetik özellikler hep taşır; babadan oğula, babadan kıza, anneden kıza, oğula… Çok fazla aktarması olan, benzerliği fazla olan bir durumdur; dededen toruna, nineden toruna bile gözlemlenen durumlar olur.
Kötülüğün virütik olması; ortamdan çok çabuk kapılabilir yapısından ve eğer henüz bulaşma olmadıysa ortaya çıkma ihtimalinin olmamasıdır. İçinde kötülük oluşmamış, var olmamış bir ortamdan kötülük pek çıkmaz. Bulaşma gerçekleştiyse artık aşısı, tedavisi çok az, kurtuluşu vardır. Kurtuluş, kurtulmak isteyenin rızasını da gerektirir; o da var.
Ortamlara bir bakın; kötülüğün ürediği, yeşerdiği ortamlara, kişilere… Hep bir boşvermişliğin, göz ardı edilmişliğin, kötü bir başka taşınırlığın devamı olduğu hemen anlaşılır. Ortamı var eden; daha baştan bu ortamdan çıkar sağlamış, çıkar edinmiş, bulaşmışlığı ortama virüsü taşıyarak kendi bulaşmışlığının meyvelerini daha da büyüterek bir yerlerden, bir şeylerden, birilerinden, birilerinin sırtından… Hep aynı döngü; “Hep bana, hep bana.” Kötülüğün var olmasını en besleyici unsur.
Sadece “Ben, biz, bizden, benden başka var olmasın” narsizmi… Kusura bakmayın duygusu bile yer alamıyor, o kadar bulaşmışlık. Bakınca yaşadıklarınıza, etrafınıza; sanki irinlerini görebilseniz, cerahatlerinin kokusunu duyabilseniz daha kolay teşhis edebileceğinizi de anlıyorsunuz. Ne yapabiliriz, virüsün antikoru nedir? Bulaşmadan ortamdan, kötülük fikrinden uzak olup temiz kalmak, temiz olmaktır; başta söylediğim gibi, bana kalırsa.
