
Oltaya takılan balık gibiyim çoğu zaman; bazı anlar oltanın ucunda sallanan yem gibi bir halim de yok değil. Zamana bağlı, hangisi yakışırsa o; aynaya bakmaya bile gerek yok, al üstüne bir şeyler, fırla çık orta yere. Yazılar genelde öyle; ne sıralı, ne tutarlı bir yöne bakar halleri var o kadar. Omuza dokunulunca da öte yana bakar mı, pek emin değilim. Zamanı gelince onu da… Neyse, hayat göstermesin.
Pişmanlıklar koleksiyonum yeterince dolu; sergilemeye yer yok. O kıvamda yeni yeni ürünler arar bir halim hep vardır; pişman olma konusunda doktora sertifikası olsa onun da bir koleksiyonu bende olurdu. Ne meraklıyım biriktirmeye! Sizde yoktur; birçoğunuzda biriktirmediğinizden olmalı. Ben saklarım, hem de özenle; değerli parçalarım var. “Ben demiştim”lerden daha çok olduğundan onlara merak saldım.
Olta, balık, yem hikayesi nereden çıktı derseniz; öyleyim. İçimden balık olmak gelince, “Tam da bu,” deyip hadi kancaya bir lokma; ham etme, orada takılı kalma. Her tuttuğum elde kalır mı? Tabii ki hayır demek çok isterdim; nafile, koca bir evet. Yakışıyor mu? Ona da evet. Böyle yaşanan bir hayat; ohh, tam da zevkten ağzım kulaklarımda. Vesikalık mı? Daha çektirmedim; biraz daha yukarı, daha yakışacak o zaman.
Ne diyorsunuz; “Manyak mı ne?” diye. Hem de bana; benziyor muyum? Siz hep yanlış ata oynayan görmediniz mi? Pek çok. Siz bile… Yok, siz hiç öyle şey yapar mısınız? Töbe estafurullah! Bu lafı nereden buldun? Bu da pişmanlık koleksiyonuma yeni bir ürün olsun diye saklıyordum; şimdi kullanayım dedim. Laf nereden nereye işte… Sabahın en güzel yerinde; buralarda pek yok “patatizz suuğan” bağırtısı aramak, özlemek gibi… Ne uyanışlardı onlar; zıpkın gibi gözler faltaşı açılmış. Şimdilerde süklüm püklüm; kalkmasam, hani biraz daha sığınmaları… Öyle uyanmayınca alın size saçma sapan bir karalama.
Aynı kim diyeceğim de diyemiyorum; yeni sarı saçlı, kendini delikanlı zanneden, hani benden sonra en akıllımız… Dünya teknesi onda, elinde dümen; “Lan bu hep dönüyor fır fır,” havasında. Benden sonra en akıllısı, elinde balon; “Yaklaşmayın yakarım, patlatırım haa,” havasında. İçinde patlamasın, ben korkarım patlamasın; duası dudaklar hep ondan oynuyor. Neyse o bile pes etmiyor, ben niye diye beni gösteriyormuş. Sen bana bakma leen, Trakya ağzıyla.
