
Bakmayın hataların bir kırmızı ışık cezası ödenip bitti, birkaç puan gitti, tamam hesap kesildi, orada kaldı bitmesi olmuyor. Pişmanlıkları boş verin; kırıcı bir yanı olmasa bile yapılan hatanın size yıllar sonra dönmesi başka bir şey. Öyle “Aç ağzını ham yap bakayım,” telaşına sokularak… O bile değil; “Tabak bitecek,” komutuna maruz bırakılıp, “Tamam ya ne var yeriz,” zorlaması bile olmadan bir aldı kaçtı doldurmasıyla… Kapıp kaçtığını zannettiğin, elinde kalan sapından bir elma şekeri olarak gördüğün bir algı; “Onu bile yedirmediler,” haliyle yaşadığın… Bakmayın yaşanmışlıklara; sonradan bir uydurma da olsa, kendine bir yakıştırman olsa da yapılanın planlı, programlı, tasarlanmış, taammüt taşıdığı… Eskiler tam adını koymuşlar yerine; ne dersen eksik kalıyor. “Bilerek, isteyerek,” desen içindeki hınç duygusunu vermiyor; “taammüden” tam denk geliyor. Sana kurulmuş bir tuzağı yaşamış olduğunu artık biliyor ve anlıyorsun. Hata bunun neresinde? Kullanılması gereken aklın kullanılmaması mı, ardından gidilenin gidilecek olan olmadığı mı? Hepsi mi, hiçbiri mi, büyük bir aklı fark edememek mi?
Hep olur; birlikteliklerin çoğu bitme eğilimindedir. Yaşadığımız coğrafyanın en güzel bakılacak yeri; aile şirketlerinin bile yaşama şanslarının olmadığı, en güzel kurulu ortaklıkların bile ikinci neslinin tükenmek, üçüncü nesilden sonra yaşayanının olmayışıdır. Yani peşine düşülen hayallerin, hayali kuranla birlikte yok olmasıdır. Evlilikler bile böyle bir akıbetle sonlanmıyor mu? Kırmızı panjurlu hiç ev yok etrafınızda, farkında mısınız? Kurduğunuz hangi hayaliniz birileri tarafından çalınıp elinizden alınmadıysa… Nerelerde şimdilerde anlatıp hikaye olmuş o kadar kurgularınız? Ürettiğiniz onca düşünceden hangisi sizin oldu, sizde kaldı? Kalanı; sizin artık ona sahip olmaktan vazgeçtiğiniz ya da “Artık olmaz,” dediğiniz bir yerlere tıkıştırıp ara sıra aklınıza geldiğinde sakladığınız, beyninizin bir yerinden çıkarıp bir masa anısı olarak bile anlatamadığınız, sadece gökyüzüne bakarak anlattığınızdan… Yıldızların, ayın, bulutların “Sen haklısın,” dediği, onların desteğiyle hala var olan, o da sizin için her neyse, nasıl bir şeyse, aklın size bağışladığı için var olan o düşünce, fikir…
Nereden mi buraya, buralara kadar geldik? Tam da bir “Bakayım,” demişliğim var aklın kıvrımlarına. Hani yeniden başka bir dolduruşla bir yerlere takılıp, birilerinin uyduruk kaydırık, “Bence artık kim ne derse desin peşine düşme be,” denilen, denilecek olan yere koştura koştura… “Yaparım be, ben neler yapmışım, yaptım yine aynı!” Bana bir yer gösterin, “Bu tarafa,” deyin, desinler; ben yine aldatılmaya müsaitim. Ben kendimi biliyorum; yine aynı sütü, yine yoğurt gibi üfleyerek yaparım, yerim.
