Magazinleşen Hayatlar ve Kayıp Değerler

Hayrına bir iş olsa, “Hadi,” deseler koşulması lazım; biz öyle gördük. “Eski zamanlardı,” deseler evet, eski zamanlardı; biz varız daha, o kadar eski de değil. Şimdi hayır işi denilince “Hayır için geldik, iki sıkalım gideceğiz.”e dönmüş. Yardım olsun diye “Hadi bakalım, birkaç sıkalım; birkaç yaralı, birkaç mevta olur, o kadar.” Bu işler böyle.

Kimin nerede, nasıl, kiminle ne yaptığı; kim kimin dalgası, kim kimin karısı, kim aşna fişne, kim sarmaş dolaş… Müge Anlı programı az bile. Olaylar magazin sayfalarının bile küçük haberleri durumunda. Küçük kız çocuklarının evcilik oynarken bile bu şekilde oynamadıkları akıl yok; hâliyle yapılmış veya çok akıllı, çok değişik bir düzenin parçaları olabilir. Ben bunu anlayamam, çözemem; o ayrı.

Gecenin olmadık zamanları… Olmadık ne demek, gece gecedir. Çok korkarsan, çocukken öğrenmiştim, bilirim: bağıra bağıra şarkı söyleyeceksin, ıslık çalacaksın, bir fırdolayı iyi koşacaksın; üstelik daha gölgesini fark edince, ayak seslerini uzaktan duyunca… Öyle bilirdik. Şimdi gecelerde başka düzenler kurulu. Birkaç berber dükkânı; kepenkleri çoğu indirilmiş, azı açık, efkâr dağıtılır. Mahalleli bilir kim nerede. Bir iki lokanta benzeri, takılanı az akşamcılar… Düzen kurmuş. Düzen dediğim çilingir sofrası bile değil; kavun, peynir, meze dediğin sessiz, sakin geceler… Çok yerde bu kadardı. Büyük şehirlerin birkaç küçük bölgesi hariç gece bu kadardı. Para da bu kadar. Kim kime ne yapacak, ne kazanacak.

Eften püften yaşanmış hayatlarmış yaşadığımız. Hee, öyleydi.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir