O Sehirde midir?

Yine çıldıracak saatler yaklaşıyordu. Kalabalık hem de ne kalabalık, günün ışıklarının kaybolup gitmesine doğru giderken, gittiğinde, gece yarısına dek, dat dat ne hengame çıldırıyordu. Hele şimdilerde içtiği ilaçlardan mı ne? Siniri bir başka daha, çok, fazla, büyük kelime küçük kalıyor zıplıyordu. Kulaklarına pamuk tıkasa, kulak tıkacı taksa, ya telefonu duymaz, kapıyı duymazsa? Müziği çok açtığı bir sıra kapıya dayanmışlardı. Telefona niye cevap vermiyorsun? Korkmuşlardı. İyi ki gelmişlerdi. Yaş günü partisi gibi hissetmişti sürpriz. Yaşlanmak bile güzel olabilirdi. Yaşlanabilecek miydi?

şehir

Bir şeyler yapmalı bir şeylere dalmalı kafasına gürültüyü akşamüstünü, akşamı takmamalıydı. Kendi şehriydi. Uydurdum dedi içinden. Evet bu şehir kendi şehri olmalıydı. Ama değildi. Zaten bu kalabalık bu gürültü, bu şamata, umarsızlık diz boyu, denizi var kötü kokan iyotu çirkin temizlenmeyen bir çürümüşlük kokusu getiren rüzgarı hep bir balıkçı arkası tadı. Kendi şehrine benzemediği için daha bir sinire dokunuyordu. İlaçlardan mı ne? Eskileri, of yine aynı şeyler yine sesleri bile başka denizin özlendiği şehri özlemişti.

Duruyor muydu?

O şehir aklına gelince kimseye söylemediği hani kısa geçti bitti denir, Sadece kendi kendine sorduğu eski bıçak yarası misali izi sadece kendi bildiği yerde elini uzatıp bulduğunda parmak ucunda bir çizgi bulunca hafif dokunduğun, acısını alabildiğine hatırladığı.

Orada mıdır? O şehirde midir?

O şehir bırakıp çıkıp gittiği terk ettiği o şehir yine bıraktığı o şehir midir?

Akşam üstü ışıklar biraz eğilip giderken gölgeler, karanlık geldikçe o şehirde vapur çığlığı da yoktur. Kaçışanlar, bir yerlere sığınanlar, bir masanın köşesine sığınmış mıdır? Daha vakit var diye bardağı dolu, kutsalı bozulmasın, erken bozulur, bir yudum almadan, buğusunu sildiği bardağı ovalayıp vakit tamam zamanı bekliyor mudur? Bir masanın köşesinde. Kimseye dokunmadan, bakışlarla bile eyvallahı olmadan biraz erken olabilir. Gözleri çökmüş, kafasında saç kalmamış, bıyıkları yerinde, dudağını kapatır, bardaktaki nin köpüğünü alır, rakıyı süzer öyle derdi. Sağ mıdır? Yılları yenip bir masanın köşesinde. Çoktan akşam olmuştur orada, bardağından yudumlamış, kafasına ne taktı ise bu gün neye canı sıkıldıysa, bir ince küfrünü, belki bunca yıl küfürlerin inceliği de kaybolmuştur, şöyle okkalıca çakır keyiften önce sunturlu bile etmiştir.

Bir yudum daha deniz istemiştir canı, rüzgar nereden eserse essin eniz çekmiştir canı, bir yudum daha içmiştir.

Eğer sağsa, bardağıyla sohbetin de hep yapar onu anmıştır. Unutmuş olmalıdır çoktan. Yok be unutmamıştır, tek başınayken bardağıyla sohbetinde, hani belki bir sunturlu küfürle.

Yine de unutmadıysa.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir