Karanlığın Rengi

Sarp uçurumun dibinde çok aşağısında dalgaların gaddarca dövdüğü kayalar gecenin gürültüsünü çıkaranlarda dalgalarla kayalar. Karanlığa gözünü alıştırmaya çalışmak boşuna, dibi yok karanlığın. Ay bugün gelmemiş randevusuna belli, gecenin bütün ışıkları saklanmış bir köşeye yoklar. Çok uzaklarda bir cılız şık ara sıra bir göz kırpar gibi.

uçurumun kenarinda

Denizi olmayan şehrini özlemiş olabilir misin?

Denizin kokusu bastırıyor olmalı şehrini hatırlatan ıslak toprak kokusunu. Bir uğultu, bir çırpınış belli bir derdi var kayalarla. Çığlığı bir özlemi hatırlatıyor, bir yarayı kanatıyor, bir kabuğu kaldırıyor, bir sızı, bir sızıntı. Özlemek adını koymadan şehri özlemek, her ne ise özlediğin içinde saklayan şehri. Karanlığı bile benzemiyor, sesi bir başka, rüzgarı başka, yağmuru daha da başka.

Yıllar öncesinin terke edilmişliği, anıların artık örümcek ağı korumalı dokunulmamışlığı, öykülerinin fısıltılarının duyulamaması. O şehrin parkları bile bir başka yeşil olmalı artık, köşeleri bir başka dönülmeli, bir başka ıslık çalıyor olmalı o şehrinde rüzgarları.

Üşüdü. Islak nemli bir tokat gibi rüzgar. Özlemini yüreğine katlayıp sakladı öylesine bir hoşcakal her gidişte dediği gibi.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir