İstanbul Yaşadı mı Her Seyi Dibine Kadar Yaşar!

Yoğun trafik yağmurun araya girmesiyle kalabalığını toplamış yollara sayım yapıyor kim ne kadar geç kalacak? Başka bir sorum yok oturabilirsiniz arabanızda. Dışarı çıkmayın ıslatırım bak emri geçerli.

İstanbul yaşadı mı her şeyi dibine kadar yaşıyor tabak yalaması bir yaşayış boş tabak başka kaldı mı bakışları? Öylesine tüketmecesine.

Televizyonun sesini kısıyor, camdan dışarı bakıyor yattığı yerden göz ucuyla sevmiyor yağmuru, bu böylesine yağan yağmuru bu şehrin yağmurunu diyecek dili varmıyor. Çiçekleri yapraklarını döküyor. Bakamıyor eskisi gibi ağrıları var, canı yanıyor, canı sıkılıyor hem de çok yağmur bir de üstüne. Camlar neredeyse kırılacak dolu değil rüzgârlı bir yağmur, yorganın altına iyice sığınıyor çekiyor her tarafını kapatıyor büzülüyor. Önce bir şimşek hemen ardından bir heyula gök gürültüsü camlar şangırdıyor, korkuyor öyle böyle değil bayağı korktu. Korkuyor zaten birde bu kadar yakına düşen, öyle derdi annesi yakına düştü, yakına düşmüş olmalı ne düştüyse bir çuval elektrik belki bu kadar ses az bir şey olmamalı yine bir ışık gündüz vakti bile belli ilki kadar titretmedi ortalığı ve onu uzağa düşmüş olmalı.

istanbul yagmur

-“Gel” dediğinde baktı yüzüne ters ters. Epeydir ateşle su gibiydiler ki ötekine dokunursa bir buhar ortalık göz gözü görmez oluyordu. Bakış kötüydü anladı.

– “ Biraz gelir misin? “ yumuşak içinde biraz daha rica biraz daha yalvarırca bir hava. Salona götürdü. Bir yerlere otursun istedi, direndi oturmadı. Işıkları kapatmak istedi bütün lambaları karartmak sonuncusuna izin vermedi bir eli olmazladı. Bir köşeden bir yerden ışık gelsin. O ısrar etmedi. Bir plak elinde gitti pikaba yerleştirdi. Birkaç çıtırtı bir kaç tur boşa atıp müzik sardı loş ışıklı ortalığı. Öncesinde duymadığı yeni bir ses, bir şarkıydı. Plak dönüyordu, gözüne bakmak istediğini fark etti hani ışıksız bile olsa bir sezi. Dönmedi bakmadı gözlerine. Çoktan bitti dediği adını koymasa da sönmüş ateş külleri daha sıcak, karışırsan korlu ortalığı yine yangın yerine çevirecek kor parçalar bulunabilir. Yeniden bir şeyler alevlensin, yeniden olmaz ama yeniden aynı şeyler.

Etkilenmiş hiç görünmek istemedi, döndü içeri gitmeğe hareketlendi.

– “Güzel değil mi?”

– “Güzel “ dedi. Buz gibi. Öylesine yürüdü içeriye gitti. Soluğunu düzeltti önce derin bir nefesle. Kızgın mıydı? Hayır. Öyleyse? Kendine bile sormaya korktu. Yaparken, tek tek tuğlalarını örerken, zorken zor olmasına dayanmış, katlarını omuzlarında taşıyıp çatısı yeni kapanmış, yeni ısınmış, perdesi penceresi yeni seçilmişken verdiği yıkım kararı. Hem de şimdi tek başına. Tokmak masaya indi bile.

Sondan bir öncekileri yaşamış bitirmişlerdi. Şimdi sonların listesini çizikliyorlardı. O da biliyor olmalı diye düşünmüştü. Son olduğunu bu yaşananların. İçeriden gelen müzik güzeldi. Yıllar sonra yani şimdi duyduğunda da içini şöyle bir meltem gibi biraz ılık, ıslak hani yaz gününe rağmen saçlarını karıştıran dibine dokunan bozmasına kızmayacağın ses çıkarmayacağın bir el gibi.

Nerelere götürüyordu yağmur. Damlaların içinde ne saklıyordu.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir