Zezenin Unutulmaz Cümlesi ve Yürekte Yaşanan Ölümler

Bir dolu ölüm gördüm, bir dolu öldüm, bir dolu öldürdüm... Zeze'nin Portuga'ya söylediği gibi: "Öldürmek Buck Jones'un tabancasını alıp 'Güm!' diye patlatmak değil; onu yüreğimde öldüreceğim artık sevmeyerek." Şeker Portakalı'nda der bunu...
Bir dolu ölüm; artık sevilmediklerini gördüm, artık sevmediğimi, artık sevilmediğimi de gördüm... Bir dolu ölüm gördüm.
Hayattayken bir dolu insandan hem de yok yere vazgeçmek zorunda kalman; "Benden vazgeç," ısrarları... Üstelik bir yerlerde bir birliktelikte, bir aynı masayı, aynı zamanı paylaşmış olmakta... Aynı düşleri, aynı düşünceleri paylaşır sanırken vazgeç isteğinin hamlesinin... "Ne var ya bunda, ya kolay sığınılır bir durumla..."
"Ne oldu buna mı, bundan mı?" sorgusu gelecek ardından, belli. O zaman Buck Jones'un tabancası "Güm!" diye patlamıyor; yüreğinin bir köşesinden alıp dışarı koyuluveriyor hiç fark edilmeden. "Vazgeç benden," denilişini aynen kabul ediyor, uyguluyorsun.
Bazı vazgeçmeler kolay olmuyor; bilmem kaçıncıya denk geliyor vazgeçmeler. Ölmeler, mezarlar yüreğinde... Boşluklar aynen mezarlık gibi; burada kim vardı, kim yatıyor... Üstüne basmadan dolaşılır büyük alanlar. Hepsi keşkelerin, niyelerin ardından yok olup gidivermişlikler... Aynı boşluklar benim için de var; başkalarının yüreklerinde çoktan unutulmuşların arasında benim de mezarlarım olmalı, var.
Belki başka bir sonbaharın yaprak dökümünde bir yaprakla beraber anılacak bir yer olmalı, bir yerleri olmalı, bir yerim olmalı... Olmalıydı.
Her sonbahar bir başka bahara kadar "Elveda" anlamı da taşır yapraklar; "Bizden bu kadar, bir dahasına kadar," bir vedada...