Bir İş Makinesi Merakıyla Kazılan Anılar

Bir İş Makinesi Merakıyla Kazılan Anılar

Gecenin müziği Hauser'de kalmış olmalıyım. Kulağımda hala o varmış gibi... Serin bir sabah ararken terleyen çellonun fısıltısı... Alıp götürüyor "Özle beni"lere. Geçenlerde André Rieu'da benzer duyguları yaşamışlığım var.
  
Nasıl bir duygu oralarda dolaşmak... Kazı seyreder gibi... Hani merakımız vardır, iş makinesi seyretmek; öyle seyrederken kazı birden bizim eskiden bildiğimiz bir yerlere kadar geliyor. Oraları eşelemeye başladıklarında aslında ne çıkacağını az çok bilsek de kazıyı, ne çıkaracağını merak ederek takip ediyoruz. Sonra o fışkırış... Aklımızın bir yerine dertop edip sakladığımız, unutulsun diye bırakmasak da unuttuğumuz o fışkırışla "Bulduk, buldum!" Arşimet bağırtısıyla ta oralara gidip oralarda kalıyoruz. Tıpkı Botanik'in gül bahçesinin dolaşıldığı kış sabahlarına yeniden... Ta buralardan üstelik! Yağmur özlemişlikte oradan buradaki sabahlara...
  
"Yalnızlığını alıp gel, beraber dolaşalım," denilse koşup gelecek bir hal oluyor sabahlar. Can dostların solukları... Hep bir yerlerden duyup zevk almak. Yaşların en kolay tarafı; o kadar çok olunca eski özeni göstermiyorsun, unuttuğun bile oluyor kaç yaşında olduğunu. En son hesapladığını söylüyorsun kendine, sonra yeni bir hesap... Epey olmuş hesaplamayalı.
  
"Bekle beni," diyenleri hep bekler halde kalmak... Böyle bir durum; bekliyorsun gelmeyeceğini bile bile... Umut olsun, orada kalsın; olmasa yerine koyacağım korkusu, boşluğu bile hoş olmaz şimdilerde.
  
Hauser nasıl da kulağa yerleşivermiş! Orada kalmışlık da fısıldayıp duruyor onca sese rağmen...

Bu yazıyı paylaş

Facebook X Threads LinkedIn
#Yaşam