Yağmurlu Lizbon Tramvaylarında Fado Çığlıkları ve Gidenler

Yağmurlu Lizbon Tramvaylarında Fado Çığlıkları ve Gidenler

Az olmadı; zamanlar birbiri üstüne katlandı bir kaç deste, daha da fazlası... Sen sadece gittin. Kalanın çok var, bir yerlere tıkıştırdıklarım hariç epey hafiflemiş olmalısın, rahat gittin... Bıraktıklarınla hep beraber bir hayat hafızada.
  
Bir Fado uyandırdı bu sabah; senin yağmurlu bir Lizbon gününde sarı tramvayla çıkılan bir tepede, on iki telli perdesiz bir gitara çakırkeyif eşlik ettiğin anları hatırladım. Ne çok çığlıklar atarak söylemiştin Fado'yu; acılar sanki o anlardan çok ilk söylenişi gibiydi. İlk ağıt, ilk yangın nasıl tutuşursa, sonra içinde yavaş yavaş korlaşıp olgunlaşır; tam öyleydi. Yeni, yeni, yepyeni bir tutuşma, yangındı o günlerin anısından. Şimdi korlaşmış, olgunlaşmış (yeni deyimiyle kontrol altına alınmış) bir yangının Fado'suydu dinlediğim. Yine de sen o yangını yanıklıyla hatırlandın, hatırlattın. Epeydir trene binmiyorum, denk gelmiyor diyelim. Yine sen o koridorlarda, basamaklarda, bir yerlerden bir istasyonda biniverecek; gittiğin gibi anıları bırakıp üstelik bir başka istasyonda yaptığın gibi: "Benden bu kadar," diyerek, "Buraya kadar," diyerek bir gülümseme... Senden kalanı, hemen her şeyi bırakıp üstelik.
  
Anlatılarını özlemiş olmalıyım; bir Venedik-Milano trenin tıkırtılarında gözlerinin rengini çok sevdiğin uzun saçlı delikanlı üstelik sana birkaç kere gülümsemişti. "Aklında kalacağına yanında kalsaydı," hani "Çok sonraları görsem hatırlarım o derim," dediğin... Senin özlenmiş olduğun kadar özlenmiş midir? Bir yerlere sığamadığın o çıtkırıldımlığında bir yerler seni alabildi mi? Bir yerlere sığınabildin mi, sığabildin mi?
  
"Ne çok laf var sende, hepsini aklında nasıl tutuyorsun?" soruların çok... Yine diyebilecek bir an olacak mı? Gittiğin yerde, şimdi neredeyse... "O da gelir," diye arkana baktın mı?
  
Fado dediğin böyle; hele seninle dinlendiğinde...

Bu yazıyı paylaş

Facebook X Threads LinkedIn
#Yaşam