Markette Satılmayan Zaman ve Kütüphanedeki O Tatlar

Markette Satılmayan Zaman ve Kütüphanedeki O Tatlar

Kütüphanenin en güzel yanı; içinde olanlar her ne kadar senin istediğin boyutta olmasa bile kıyısından köşesinden canın ne istediyse... Hani Rumeli kol böreği değil de börek dersen onun bir yerlerde var olduğu hissi vardır. İşte tam da aynı lezzeti birebir vermese, veremese bile bir açlık bastırması, bir tadımlık özlenmiş bir tat; şimdilik "Yeter"lere ulaşılabilirlik sağlıyor olması...
  
Şiir her zaman bir açlık hissi vermese bile ara sıra (belki de hep) duyguları bir düzenleme... Bir askerlikte vardır, "Hizaya geç!" hali; bir sıralama, bir herkes, her şey yerini bilsin, yerinde dursun... "Uygun adım marş!" denilirse denir sonunda. Duygular sevmez kıpırtısız durmayı; bir düzende, bir birlikte tam da uygun adım gidebilsinler, gitsinler düzeni bozmadan... 

Başıbozuk, sallapati hali çekilmez. Gençliğinden bilirsin; çekilmez olursun şiirle tanışmadığın, tanıştığında daha "Al takke ver külah" samimiyet kurmadığın hallerini de biliriz. Her neyse; al eline, düzenle hislerini, duygularını, üstünü başını düzelt, kendine bir çekidüzen ver. Bir dur, bir yavaşla, bir kendinle bir daha tanış, bir el sıkış... Çok oldu görüşmeyeli, bir sohbet koyulaştır!
  
Zamanın kullanılması ne kadar kıymetli. Elinde az kalınca, az olduğunu bilince... Kalanın altın da öyle değil mi? "Toplasan dünyada birkaç yüzme havuzunu doldurmaz," diyorlar, onun için değerli oluyormuş. İşte tam da ondan; az kalınca, az olunca, tüketildikçe... "Git bakkaldan, marketten al" şimdilerde olmayınca çok değerli hale geliyor. Zaman markette yok, üstelik satanı da yok; harvurup harman savuranı çok zamanın da... Bende diyeceğim de kendime, bir de bu başa kalkması olmasın!

Bu yazıyı paylaş

Facebook X Threads LinkedIn
#Genel