Kapı Önü Sohbetlerinden Limanı Olmayan Zamanlara Kaçmak

Kapı Önü Sohbetlerinden Limanı Olmayan Zamanlara Kaçmak

Bir mekanı kolluyorsun, oturuyorsun bir yerinde; etrafın düzenine kendini oturtuyorsun. Bu mekan sanal bir mekan da olabilir... Bir bakıyorsun bir başka köşede, aynı mekanın başka bir yerinde senden çok uzakta değil... Aynı senin gibi bir başka dostun da, dostların da oralarda. Göz ucuyla sana bakıp bakmadığına bakıyorsun. Bakmış olmalı, görmüş olmalı! Canlı, capcanlı olsa mekan; el sallayıp "Ben de gördüm"e tıklayacaksın... Pardon, "Ben de seni gördüm" eli sallayacaksın! Huzurunu bozmak, ortamı karıştırmak, yanına sandalye çekip ortamın içine de edip... 

"Sohbet, nasılsın, ne yapıyorsun, neler oldu, ben de öyle"lerle hem onun hem kendinin neden orada olduğunu düşünmeden... Belki de etrafta olanların senin, sizin hikayeniz mi, yoksa her ne için oradaysanız onu izlemek, takip etmek... "Ne diye ters bakıyor bize?"ye denk gelmeden, sanallığa uyarak aynı şeyleri taa'lardan da uzak... 

Ayrılık dediğin öyle olur zaten; dünyanın bir ucu mesela, aynı ortamı yaşayabilmek, aynı yerdeyiz yüreğin bir yerine tıkıştırabilmek...
  
Nasıl bir yerlere tıkış tıkış girilen, onca yere, onca sığılmadık mekanlara sığmaya çalışmak... Birlikte olabilmek için yol gitmek, yollara düşmek... O da ayrı bir durum, onun zevki de başka; aynı yeri, aynı şeyleri paylaşır olmak o bile...
  
Eskiden kapı önlerinde (bu dediğim çook eski) "Dün şunu dinledim"ler, "Dün bu olmuş, bu film güzelmiş gidelim, uygun zamanı bulalım, arayalım, koşalım, gidelim, anlatalım, dinleyelim, seyredelim..." 

Eski zamanlar, daha limanlar yokken, halatlarla babalara sımsıkı bağlanmamışken; ince bir misina, bir lastik bağlantı, o kadar! Uzat gitsin kaçamaklarında birlikte olmak, birlikte bir şeyleri yaşamak vardı... Bir şeyler için onca geriye gitmek istemek de ondan olsa gerek.

Bu yazıyı paylaş

Facebook X Threads LinkedIn
#Genel