Sığamadığımız ve Sığdıramadığımız O Büyük Yük

Bazı zamanlar eskinin bir yerlerine takılıp kalmış, hala tozlanmamışlıklar vardır. "Yine de Aşığım" dizisinin kafe garsonu Tülay bayıldığım biridir; kafa çok güzeldir. "Ne alırsınız? Spagetti sever misiniz? Ben de çok severim ama yapmıyorlar burada..." Kendi kendine çok içten bir diyalogdur; karşılığı sessizlik olan diyaloglardan...
Bu hayatı seviyor musunuz? Ben de... Benim istediğim hayat yok burada. Yaşamak istediğim, yaşamaya biraz itina ettiğimde hoşuma gidecek, sevebileceğim... Tamam, bazı filmlerin görücü usulü sonu yine de hayırlı kabul edilmiş evliliklerine benzer bir kabul edilebilirlik benzeri... Hani çok yakışmaz, yine de kabul edilebilir halde olanından bir hayat. O kadar yanlış zamanın yanlış adamı olmak var ya; tam da öyle kabul edilebilirliği "Eh işte"lere bile varamayan, varmayan bir hayat. Başkası olsa geri alsalar, depozit bile yansa geri alsalar hali yürekte...
Bunun herhangi bir şeyle bağlantısı yok. O hayatın ilk ortaya çıktığı kargaşa denilebilir; hani o ilk dizilimlerin var olduğu sıvı, her nasılsa denk geliş diyelim... Tam böyle bir ortam. Ne olacağı en çok falcılar, tarotçular... Daha tahmin yüksekliğine sahip, daha olur şeylere yakın tahminler onlarda.
Küresel ısınma; eldeki karbondioksitte nereden çıktığı belli olmayan bir fazlalık var mesela. Daha organizmalar üretmeden olduğu kabul ediliyor şimdilerde. Hani kurtulacağımız, kurtulmamız gereken karbondioksitten... Bizim yani yaşayan, yaşamış olan... Bizim derken biz canlılar karbondioksit üreten bizler ürettiklerimizden sorumluyuz, bunu yok edelim diyorken...
Bir de bir yerlerde bizim dışımızda insan, hayvan, canlılar, salınımları, fabrikaları, bacaları her ne kadar "Bizim sorumluluğumuz" diyerek bundan kurtulmalıyız... Küresel ısınma dedikleri tam da bu olmasa da bu çoğu... Bir de bir yerlerden bizden çok önceleri belki var olan bir o kadar daha olmasa bile oldukça fazla bir karbondioksit varlığı...
Bir hayat böyle binlerce sayarken "Bu da mı dert?" denilip üst üste konulunca kaldırılmaz hale gelen, taşınmaz hale gelen... Sonuna geldik, gelenler düşünsün diyecek bir tarz da yok kafada.
Bu can bu hayata fazla geldi... Sığmıyor, sığmadı, sığdıramadım, sığmadım, sığamadım!