Ankara'da Sokak Lambalarının Yere Değmediği O Geceler

Başka zamanların olması dilenir çoğu zaman; başka bir zamanda olmak, başka bir zamanda doğmak, başka bir zamanın yaş almışı olmak... Başka bir zamanda karşılaşmak, başka bir zamanın aşığı olmak...
Bize anlatılan zamanların insanı olmak, oralarda var olmak, yaşamak... Tercih her zaman güzeli görmekten, güzeli istemekten yana. Ankara'nın sokak lambalarının yere değmediği zamanlarında gece yeniden ıslık çalarak ıslanmak mesela...
Bir yerlerine bıçak gibi saplanmış duyguları taşımak, taşıyabilmek; nefes nefese bir yerlere koşmak, yetişebilmek...
Bir orman havasında el büyüklüğünde yağan kar altında gökyüzüne bakmaya çalışmak, aynı gökyüzüne bakan birileri olduğuna inanmak, oralarda bir yerlerde seni düşünen biri var sanmak...
Hayat başka zamanlarda olmak daha mı... Ya hep yatkın, öyle geliyor; tercihlerin hep yanlış olduğunu sanmak, bilmek. Acabalar hep kucak dolusu; taşınamayıp yere düşenler başka acabaları yeşillendiriyor, büyütüyor. Kıyıcı bir bıçak gibi var olanların; her yerinde yara izi...
Şimdi bak gökyüzüne, bir bulut bile yok! Oysa özlemler ne çok bulutlara binmişler, gitmişlerdi... Geri bile gelecek halleri yok özlemlerin bile.
Soluk almayı öğreneli çok oldu. Yine de bazı zamanlar akla gelmediğinden, vazgeçilmiş haliyle "Beni al, hatırlat"masında araya bir de öksürüğü sokarak "Unutma beni" diyor.