
Yeşşe şepkemin altındayım.
Bir zamanlar çok iyi bir espriydi bu. O zamandan bugünü anlatan bir söyleme dönüşmesi ise daha da ilginç. Şimdilerde öyle hafife alınacak bir durum değil. Kelli felli görünümüyle “adam gibi” konuşsa dinlenecek olanlar bile, bir anda sana başka bir sıfat yapıştırabiliyor. Dost da desen, başka bir şey de.
Artık şapka değiştikçe, altındaki adam da değişiyor. Eskiden forma değişir, takım değişir, kafa değişirdi ama oyun aynı kalırdı. Zaten transferin nedeni de buydu. Oyunun değişmemesi, sadece oyuncunun yer değiştirmesi. Oyuncunun ne dediği önemli değildi, zaten söz hakkı da yoktu.
Ama şapka değişince adamın değişmesi başka bir şey. Bu her zaman çok tutan, transfer edeni de memnun eden bir durum olmuyor. Verdiğinden bir fazlasını sunan tarafa gitmek, dün yanında bildiğini bugün bir anda geride bırakmak… Haydi hop, gitti. Sevilecek, sevinilecek bir tablo değil bu. Aklı olan, böyle gelenlere “hadi eyvallah” demeden önce, içinden bir “güle güle” geçirmesi gerektiğini unutmamalı.
Tarih, bunun örnekleriyle dolu.
Birçok savaşta, o ana kadar bütün planların içinde yer almış olanlar son anda saf değiştirir. Kaybedilen savaşlar, topraklar, insanlar, koparılan bağlar, kılıçlanan bedenler… Hepsinin hikâyesi, efsanesi, masalı yazılmıştır.
İhanet edenin, bir ihanet daha etme ihtimali olduğu aklın bir köşesine mutlaka iliştirilmeli. Hatta bazen bir değil, birkaç kez.
