Sabah erken kalkıp sabahıyla tanışmak denizin kokusu. Bir yerlerde bırakılmış bir yerlerde kalmış bir yerlerde unutulmuş gidilip yeniden alınmamışlıklar hatırlamak o kokuda. Uyuyacaktı ya o uyusun. Zeytin ağaçlarının arasından denizi sen bir bak. Kumlar rüzgara öyle bir bazıları direnmiyor rüzgarla al beni götüre uğruyor. Karşı kıyılardan daha uyanılmamış ışıkları söndürülmemiş […]
Denizin sesini duyup gökyüzüne bakıp bir de onca ışıktan biri göz kırptı mı? Bulutların üstüne çıkmış oradan gökyüzünü. Hayat tarafından alabildiğince yıpratılmış hırpalanmış örselenmiş yerleri sessizlik merhemiyle uzaklıkla gökyüzü sargılarıyla biraz olsun biraz daha dayanabilir olsun. Gündüz martılar heybetle kanat çırparken güneş yakmak için oradan buradan boşluğunu yakalayıp kum alabildiğince […]
Her şey bitip bütün masa üstündekiler tüketildikten sonra aşk olunca masa üstüne yürekler dokunmalar bakışlar laf sokuşlar sokuluşlar da konur öyle olmak zorundadır. Tamam ben öyle bilirim bilirdim. Ne saklayacaksın ki aşk öyledir. Ben ne dedim. Her şey masanın üstüne konur. Saklanacak bir şey varsa olduysa tamam adım değiştirelim. Ne […]
Kelimelerim cümlelerim biraz itici biraz ters gelebilir. Gelmeli de. Anlattığımda bazı başka kelimeler cuk oturmuyor. Herkes arzu duyma hakkına sahiptir. Bunun karşısındaki ifade etme hakkına da. Bu cümleye böyle yazılışını bir tarafa bırakın çok da karşı çıkılacak bir şey yok gibi. Buraya kadar tamam gibi. Konu ikinci cümlede çatallaşıyor. Nasıl? […]
Kalemin ucundan dilin ucundan o da yetmiyor beyninden düşüncelerinden kan damlıyor. Bir kurt misali kurt da değil bir sinek misali ölünce öldürünce lavraların bırakılacağı hemen anında bırakılacağı üşüşmelerden az önce. Kırılıp dökülüp öldürülmüşlükler kalemle lafla sözle. Eminim bunca kan damlayan onca lafa lekesi bile değmeden lekesini bile görmeden. Zannedersin ki […]





