Elma
Serin sabahlar buğulu camlar soğuklar kapıda ayağını çıkarıyor. Masanın üstünde meyve tabağı, elma bütün parlaklığıyla gel beni ye çağrısında parlak kırmızı bir göz kırpış, hadi ama telaşı. Dünyaya kovuluşun meyvası.…
Serin sabahlar buğulu camlar soğuklar kapıda ayağını çıkarıyor. Masanın üstünde meyve tabağı, elma bütün parlaklığıyla gel beni ye çağrısında parlak kırmızı bir göz kırpış, hadi ama telaşı. Dünyaya kovuluşun meyvası.…
İşyerinde karışık bir gün nasıl canı sıkkın, yürek tam göz önüne gelen çamaşır sıkığı bir büküm göğüs kafesinde. Yıllar sonra yalnız geçecek bir gece, kapıyı açıyor sessizliğe epeydir karanlığın içine…
Hayatı çok ciddiye aldığımız anları biriktirip faizini yiyeceğimiz günler gibi yaşamadığımız günlerdi. Harca gitsin nasıl olsa daha çok var. Laflar bolca kuvvetli iğneli akıl iğnesi değil genç ve dinamik olduğundan…
Oturuyorum. Nisan başı hava daha kendini kışta sanıyor olmalı ısıtmamış yağmur yağıyor ama damlaları kardan soğuk dokunduğu yeri yakıyor. Bir sütlü kahve söylemişim kitabım masanın üstünde bana bakıyor ikide bir…
Yarış başladığında sonu gözükmez, gözükse yarış olmaz. Başlarsın, sen bir bitirme isteği sonu gelsin acelesiyle. Yarış başlardı hayat da böyleydi ağır kimsenin kendisinden başkasını takmadığı sıralar birileri kalabalığın içinden birilerini…
Bitkindi, kapıdan girdiğinde her şeyi bitmiş, kolu bacağı kımıldamaz haldeydi. Çöktü koltuğa. Hayır belini koydu, uzandı alabildiğine, gözlerini kapattı. Uyumak için değil, kapatmak için kapattı. Görmek istemediği şeyleri görmüş olmanın…
Sabahın o ışıksız renksiz puslu yüzüne bir de onun suratı eklendi mi tam oluyordu. Gidip yüzünü yıkamış olsa da uyanmayı biraz geçe bırakmış bir surat. Gözler açık ama uyanılmamış hani…
- “Gökyüzüne bakıyorum, kara bugün. Kuşlar alçaktan uçuyor hızlı, yağmur var birazdan. Avanak mıyım? Çocukluktan kalma havaya bak avanak. Niye bakıyorum havaya eski alışkanlık. Yağmur yağar ben varsam dışarıda biraz…
Yaşarken, giderken öyle hani bir yerleri geniş alıp kıvırdığımız sıralarda dokunup çizdirdiklerimiz vardır. Durur, can sıkıntısı var gibi iner bakar tozunu alır, kabul ederiz çiziği, canımızı sıkar ama öylesine ne…
Ve ayakların sancılı az gidişin tutamadığın uçan sevgileri karıştırıp masaya bir avuç leblebi yanında bütün eskilikler antikalar sıralanmış takılıyoruz öylesine işte. Anlıyor olmalısın dileklerim güzeldi her şeye rağmensiz güzeldi hem…