Babayla Dans
- “Babasıyla dansa kalkar, yarı beline gelir, o kadar partneri olur yine de, bilmez dansı ayağının üstüne çıkar basar, dansı ayaklarının üstünde yapar. Bütün istediği gözünün içine bakmaktır, bu dansta…
- “Babasıyla dansa kalkar, yarı beline gelir, o kadar partneri olur yine de, bilmez dansı ayağının üstüne çıkar basar, dansı ayaklarının üstünde yapar. Bütün istediği gözünün içine bakmaktır, bu dansta…
Konuşulmamış, bakışılmış çabuk üstün körü sonra daha inceden masaya yatırırız sohbetleri bitmemiş. Gecenin ilerlemiş ışığı karartılmış göz dinlendirilen, kulağı acıtmayan bir müzik ne denilse evetlenecek zamanların birinde tam da kar…
Kafasını attıran, anlamadığı bir şeylere dayanmayan savunulacak tarafı olmayan yapılmış, akla yatkın olmayan sıkıntılı hele ona göre akıl dışı çok severdi her şeyi akıl dışı bırakmayı şeyleri anlatmak için kullanırdı…
Sabahı avuçladım aldım, kopardım dalından daha olmamış, ham kuşları uçmayan, ışıkları olmayan bir sabah. Bu sabahlardan elimde çok var. Isırılmamış, tadılmamış durup çürüyorlar bir yerlerde. Işık yok, gözler açılmamış, kahve…
“Yalnızlık benim için değil” derdi, Yakıştıramazdı uzak olmayı kimselerden kendini, ömrünün her hangi bir yerinde uzakların çok yakın olmasına alıştığı yaşadığı hiç olmamıştı. Biliyordu yalnızlığı ağırlığını, acıtıcılığını. Kötü niyetle dolu…
“Bir kocaman öykünün köşesine sığınmış biraz korku, biraz yılmışlık taşıyan bir bakış, omuzlarda düşüklük, bir bilinmezliğin yükü var. Kalabalık, sıcak bir öykü. Bir uzatılmış el alıp getirmiş öykünün içine sıcak…
“Lütfen benim olanı terk et, benim olandan git, benden git, bana dokunma artık, bana ilişme” ayrılığın masum son istekleridir. Sahnede ışıkların altında bir replik arası bakışla bir yağmur hem de…
Benzeri bulmak, kendini ilişkiyi eşini dostunu arkadaşını çek etmek. Tüketim toplumunun karakteristik davranışı. Tüketim toplumu olduk. Tüketicilik güzeldir. Alırsın, yenisini alırsın, yarısında yenilmiş bir elma gibi eline yakışmaz yenisini alırsın,…
Büyük olunca fark edilmek. Büyük okyanusları göllere çevirmek. Markacıların, kusura bakmayın başka adları olabilir ama ben bilmiyorum, yarı İngilizce yarı ekonomistçe yarı Türkçe konuşup benim söylediklerinden bir şey çıkaramadığım kişiler…
-“Bir hikâye dinlersin öyle fıstık, leblebi yanında köpüklü. Köpüğü dinsin diye beklersin, hikâye içine oturur gelir dişine takılır, yüreğin çizilir. Gökyüzüne bakarsın bir bulut arkasında sakladığı yağmuru kucağına bırakır. Öyle…