R'ler Korkutuyor
Paris sabahına benziyor. Paris’in sızıntılı, söylenen ağız içinde anlaşılmaz mırıltılı bol “ r”li , ben “r“ dönüyorum ki ağzının içinde yuvarlayıp yutacaksın çıkmayacak bir hava. “Ne acılı bir gün değil…
Paris sabahına benziyor. Paris’in sızıntılı, söylenen ağız içinde anlaşılmaz mırıltılı bol “ r”li , ben “r“ dönüyorum ki ağzının içinde yuvarlayıp yutacaksın çıkmayacak bir hava. “Ne acılı bir gün değil…
Isırılmış bir elma masanın üstünde. Biraz geçmiş biraz pörsümüş kararmış yarım kalmış bırakılmış. Tadı hoşuna gitmemiş. Acele biraz zamansız o da olabilir. Bir çalıntı an ağzı dolu yakalanmak. İçinden kurt…
Torunuyla bir gece hıdırellez gecesi çağıldayan bir suyun başında hani Hızır ile İlyas buluştuğunda tabiat, her şey, kuşlar, hayvanlar, otlar, zaman durduğunda çığıltı da duracak anlayacak buluştuklarını ne dilenirse onu…
Bütün iyi aşıkların basketbol sevmeleri, basketbol liginde olmaları, dünyanın en iyi örneklerinin NBA'de olmaları ne tesadüf. Olabilememişiz belli boy kısa. Ya elma olmamış, ya dal yorulmamıştır vakit olmamıştır velhasıl boy…
O gün hayatına bir şekilde değen bu gün o değil. Başka olmak başka bilinmek başka anlaşılmak başka düşünülmek neden? O kimdi? Bu kim? Eline bir kurukafa sor bakalım işte bütün…
Dağa tırmanan taşlı topraklı yolda tekerlerinden taş fırlatan ardında toz duman kıvılcımlar bırakan bir canavar araç gibi başlamıştı yaşama. Öyle gecesi gündüzü olmadan kafayı bir şeylere takmadan bir sürü tırmanılan…
Gitmeyi bile bilmiyordu. Uyandırmadan, sessiz parmak uçlarında yürünerek hazırlanma, kokuları yok etme, her şey daha kolay bilgisayar hafızası olsa değil, yastıkta baş çukuru kabartma, bütün anıları toplama kıyıda köşede kalmışları…
Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın telefonu kapattı. Tam şairin söylediği gibi olduğunu düşünmüyordu. Çünkü ayrılanlar epeydir sevgili değildi. O biliyordu. Telefonun öteki ucunda şimdi kopan fırtınalar neredeyse yıllar…
Aradan yıllar geçince yalnızlığını yanına alıp karşısına geçip belki, kadehsiz şişeden tokuşturup sohbeti hatırlayınca hüzünlenip biraz da ucunu kaçırınca bakacağın bir fotoğraf olmalı, yırtık uçları biraz sararmış siyah beyaz gözü…
Bir şarkı çalıyor. Şehirlerarası bir otobüs sabahı uyunmamış burun camda o an bir şeyler görülmeye başlanmış güneş ışıkları, cam da yanakta süzülen damlaları anlatıyor. O zamanlar bu şarkı yoktu nereden…