
Kafanın bir yerinde, sanki başka zamanlar ve başka yerler var. Henüz gidilmemiş, belki de hiç gidilemeyecek. Varlıklarını biliyorsun ama adını koymuyorsun. Bir gün aniden ortaya çıksalar, çok da dert etmeyecek gibisin. Çünkü onlar senin içinde yaşıyor ve sen onlarla varsın. Bu durum sana gerçek geliyor. Fazla konuşmuyorsun, üzerine gitmiyorsun. Farkında değilmiş gibi davranmak daha kolay.
Aslında yalnız değilsin. Seninle aynı hisseden pek çok insan var. Ama dokunulduğunda, konuşulduğunda, bilinir hale geldiğinde yok olacaklarını sanıyorlar. Sanki görünür olurlarsa saklanmaları gerekecek. Sen de öylesin. Bu yüzden sessizlik daha hayırlı geliyor. Oradan devam ediyorsun.
Annenin doğumuyla başlayan bir var oluşu, gerçek bir başlangıç saymıyorsun. Ondan önce, onun içinde, yüzlerce kardeşle paylaşılan bir bekleyiş var. Sonra babadan gelen milyarlarca ihtimal. İçlerinden birinin seçilmesi, dokuz ay boyunca ikna edilmesi ve sonunda “buradayız artık” telaşıyla hayata itilmesi. Sabırsız bir bağırış, bir çığlık ve dünyaya geliş.
İyi ki doğdun.
Kaç yaşındasın? Annenin yaşını da ekle istersen. Vitaminlerden, portakaldan, çilekten söz etmeye gerek yok. Sohbeti uzatıp anlamını dağıtmadan sormak daha iyi. Kaç yaşındasın ve ne yaşadın kim bilir. Kim bilir daha neler var içinde.
