Hayali Piyano Sesleri ve Yağmur Damlaları

Sabahın gelmesine daha çok vardı; batalı daha çok az olmuştu, tam karanlığa bile bırakmamıştı gökyüzünü... Biraz bir yerlerde kalmıştı ışığı güneşin. Yağmur daha karartmasa aydınlık bile sayılırdı; akşamdı, daha gece olmamıştı. Pencerenin kenarında dışarıya bakıyordu kadın. Yağmur damlalarının cama vurup inmelerini, onların bu kısa yolculuklarını seyretmeyi severdi küçüklüğünden beri. Bir de piyano çalmayı, çalmayı taklit etmeyi...
Piyanosu hiç olmadı; yine de kendi içinden geldiği gibi bir şarkıya, bir türküye eşlik etmeyi, bulaşık yıkarken bir şeyler mırıldanmayı (yanık olsa bile) ona zevk verirdi, neşe verirdi şarkı türkü söylemek. En çok da sevilmeyi severdi; kendine bile söylemezdi, söylememişti kendine bile. Birkaç kere yaşamaktan vazgeçmeyi bile düşündüğünde; onu sevenlerin ne olacağını, sevenlerin onun için yanacağını, acı çekeceğini düşündüğünden olmamıştı, vazgeçmişti...
Sevilecek diye neler yapmamıştı! Hesabını şimdilerde biraz yaptığında, üst üste koymayı biraz becerebildiğinde; her seferinde sayıp sayıp sonraları saydıklarının o an aklına gelenler olduğunu... Hep değişik şeyleri saydığını, bir türlü sonunu getiremediğini, hep aynı şeyler olmadığını sevilmek için yaptıklarının, hepsini sayamadığını...
Hep "Bu kadarı yeter," diyerek kendi canının da pek sıkılmasını istemediğinden... Artık yarım kalmış düşünceler, söylemler, "Bir ben bunu da yaptım"lar dizisi... Yarım kalmışlığı hep kendisinde, bazısı hem de hiç dillendirilmemiş, söylenmemiş; kutsalı olarak kendine sakladığı, bir kendi, bir kendi olduğu zamanlarda aklına geldiğinde "O da vardı," dediği kendine...
Yağmur damlaları daha hırslı, daha süratli iniyorlardı artık, gece gelmişti. Cam tıkırtısı çoğalmış, gece ışığını kaybetmiş gökyüzünü ele geçirmişti. Yine de bir yerlerden bir ışıltı, damların çoğunu kaçırsa bile birazına razı, takip ediyordu camı kat etmelerini...
"Sevildim," dedi içinden, söylediğini sanarak fısıltıyla...
"Sevdim," dedi omzuna dokunarak arkasından, "Sevdim hem de çok!"
"Ne kadar az söyledin," dedi, "Ne kadar az söylediniz..." Bir sitem değildi kadının, gerçeğiydi söylediği. Hep az gelmişti, hep "Daha, daha" demişti, dememişti, istemişti... Dense diye neler... Yine aynı şey diye düşündü bir an: "Yine sayacağım, yine aynı şeylermiş gibi, yine çok eksik kalacak... Yine aklıma ne gelirse, ne hatırlarsam onlar dilime gelecek, aklıma gelecek yine..." Vazgeçti. Tekrar duymak istedi, omzuna dokunarak tekrar duymak istedi. "Sevdim," dedi, "Hem de çok sevdim. Yalnız ben çok sevdim...
Sevdiler, sevildin, sevildiğini biliyorum, sevdik..." Şimşek çaktı o an; bütün damlalar koşar adım camda görüldü, kadın gülümsüyordu.