Bütünün Bir Parçası Olma Sorgusu

Bütünün Bir Parçası Olma Sorgusu

Ciddi ciddi bir şeyler üretme aşamasına tam geçecekken; üretim aşamasında mizahi olmasa bile kafayı karıştıran bir soru, bir sorucuk, bir ışıma, bir renk değişimi, bir parlama... Her ne oluyorsa kalem de bu işe hemen teşni! Masanın üstüne bırakıp zihniyeti bir oyun havası eşliği kıvamında bir kıvırtmacayla... Ne yaptığımızı, niyetin ne olduğunu, bir de "Neden, ne oldu da buraya, buralara geldik?" sorgusu bile edilmeden, özellikle sırıtmadan, ben ciddiyet bile takınamadan bir başka yere, bir başka tarafa atlayıveriyorum.
  
Bir şeylerin parçası olmak, bir bütünün parçası olmak... Sorgu: Bir kalabalığın parçası olmak mı, bir aracın parçası olmak mı? Sorgulanamaz tabii böyle sorulunca! Sen birlikte hareket edecek bir yapının parçası mısın? Sen olmasan o yapı devam eder mi? Sen o yapının, işleyen yapının sen olmasan devam etmesi için senin var olman mı gerekiyor? Sen bu işin neresindesin?
  
Binanın tuğlası mısın, betonu, kumu, demiri, binayı yapan bir unsur musun? Binanın bir oturanı, kullananı biri misin?
  
Yapay zekada da bu soru oluşmaya başladı. Yapay zeka nerede, kapısını kapatınca kapanır mı? Her tarafta olan, birlikte olmadıklarında bir şeyler olmayan tuğla yığını gibi... Birlikte olduklarında kum, demir, çimento, çimento, kum bir bina, bir yapı olan... Bir avuç kum, bir parça demir elinde olsa bina olması için bir birliktelik, bir akıl üretirler mi? İşe yarar bir şeyler ürer mi?
  
"Bir elin nesi var?" sorusu gibi... Çocukluğumun, gençliğimin kafaya kakılan, favori, aykırılıklara "Dur" deme sorusuydu. Parçacıkların neredeyse birbirinin aynı yapılardaki parçacıkların bir evren, birkaç evren, belki milyarlarca evren aynı olmasa bile benzer hareket eden, benzer davranışlarla binlerce olasılık oluşturup "Bu böyle, bu şöyle dönsün"e denk getirip... En basit şekliyle daha neler kim bilir! Biz bile bu işin bir parçasıyız; bir nasıllıkları bile soramayacak halde biz... Bir de üstüne "Benzerini bize ait olmayana nasıl gideriz?" kıvamında bir de yapay zeka diye bir şey denk getirerek... Denk getirmeyi nasıl yapabildiğimizi bilmeden "Bu şurada dursun"dan başlayıp, her tarafı onunla, bilmeden, onu ondan habersiz "yapay zeka" demeden birlikteliğe... Bir çapulculuktan bir ordu... Belki hani "Ne zaman uygun adım marş!" der korkusu bile daha üzerimize sinmemişken, burnumuza bazı kokular anca gelmişken... Koca bir yangın gelecek, bizden önce önsezisi olanların; kedilerin, köpeklerin, hayvanların algısına da aldırış etmemişken bir orman yangını her tarafımızda.
  
Ciddiyet böyle bir şey; kapıdan kaçmasın, pencereden bacadan kaçıyor.

Bu yazıyı paylaş

Facebook X Threads LinkedIn
#Genel