Ankara Ayazında Botanik Parkı Anıları

Ankara Ayazında Botanik Parkı Anıları

Yağmuru bekliyorum... Az sonra tık tık cama dokunacak ve gelecek, sen yağmurla geleceksin! Bir sohbet... Ankara'da kar yağacakmış; Botanik'te karda ayak izi bırakan birileri olacak elbet. Biz de ayak izlerimiz karda, yatıp iz bırakışımız... Sohbet yağmurla... Sen geldiğinde her neyse, elbet çok önceden başlamış olmak gelmeden... Yoksa buralarda mıydın, fark etmedim? Yağmur bir akşamında mini golfte sırılsıklam... Daha o kadar ileri değildi sen ıslandığın yerleri anlatırken birlikteliğimiz. Gül Bahçesi bu anda bile o kadar sakini yoktur! Bu karda kışta bu kadar deli var mıdır Ankara'da, kalmış mıdır?
  
Sen ve ben artık yokuz; iki delisi en azından eksilmiş bir halde. Delilerini pek saklamaz güzel şehir... Karın, kışın, soğuğun, serinliğin şehri! Hemen kar yağdığında, ayaz olduğunda ortalık yere dökülüverirler. Başka şehirler delilerini saklarlar; deli dedikleri de delilikten çok akıllı olanlarıdır. Islanmaktan korkmayan, üşümeyen... Üşümek ne kelime, tir tir titreyen soğuktan! Sadece korkmaya fırsat bulamayan... Hani o kısıtlı zamanlarda sen, ben, biz varken olabilmişken ne gereği var başka şeylerin? Şimdi düşünülecek o kadar şeye rağmen tiril tiril titremenin zamanı mı?
  
Yağmur başladı, daha çisil çisil... Ahmak olup ıslanmak var, adı üstünde! Özlemlerin en derininden: Hoş gelmişin, çay sıcak, alır mısın? Rengin soluk gibi... "Epeydir" dediğin daha yeni gitmişliğin, o bile uzun gelmiş olmalı.
  
Nasıl bir sonbahar, kasvetli bir gün... Hatırlıyor olmalısın, hatırlıyorum! Sabahı bekliyorduk, koridorlar sessiz... Sen sesini çatlatmadan (hep öyle konuşmazdın, fısıltıyla konuşurdun) o başka sesin bir yerlerde çatlardı. Ne güzel sormuştun: "Güneş doğmadı mı?" "Bekliyoruz, az sonra" demiştim. İstasyonda beklenen rötarlı tren misali... Güne nasıl ihtiyacın olmalı ki bekliyordun; hep gidişlerinde yaptığın gibi, nereye gideceğini bilmediğin bir katar gibi... Zaten nereye gideceği, nereye gideceğin de pek umurunda değildi, dert ettiğin değildi. Şimdi sığdığın, sığındığın yer; "Bulduğum benim yerim" dediğin, diyebildiğin... Yağmur taneleri o kadar büyük değildi.
  
Sen geliyorsun... Geldin, hoş geldin! Çay alır mısın? Yağmur dinene kadar bekle bari, kal buralarda... Kalemle benle bir anlat, bir ben anlatayım... Kalemin işine araya bir şeyler karıştırır o da. Çay alır mısın?

Bu yazıyı paylaş

Facebook X Threads LinkedIn
#Yaşam