
Yalnızlığımla kimseyi kıyaslamayacağım; büyük küçük bakmayacağım, benim o kadar. Kimseyle kıyaslanacak hiçbir şeyim yok; hepsinde kıyas tanımaz bir halde eksiğim, gediğim… Biliyorum, bilmek bana yetiyor. Sadece yalnızlığım diğerlerinden değil; armut, elma toplaması gibi bir şey benimki. Bana özel; ne armut ne elma, benim, sadece benim…
Bir şeyleri bir şeylerle, birileriyle kıyaslamaya başladığında… Aslında kendinden daha aşağıda birileri varsa ki vardır; daha üstünde daha çokları vardır. Kıyasın seni yükselttiğine inandığın kadar, alçaklarda olduğunu da bileceksin. Kıyasa girdiğin an; senin daha çoklardan olmadığın, olamadığın, azınlık bir yerde aslında süklüm büklümlük bir halde olduğun da orta yerde durmaktadır.
“Benim,” dediğin; sende sana ait, senin için var olan, senin değer verdiğin, senle değerlenen… O yüzden kıyasa girmeyecek, kıyaslanmayacak olmalıdır. Değerleri silip “Benimki daha…” diye başlayan her ifade, taşındığı yer olarak daha alt katlara götüren bir asansör olabilir. Yeni bir icat değildir yapı olarak; daha iyisini istemek ruhun bir yerinde bir öncü kuvvet, öne çeken bir güç olmalıdır, vardır. Kıyaslamak; elinde olanı, elde ettiğini, geldiğin noktayı ortaya koymaktır. “Bende daha iyisi…” Evet, vardır. Sende daha iyisinin var olması, kimseyi senin olanı elinden almaya çalışılmadıkça… Poker masasında sürülen pay gibi, daha çoğunu elde edemediğinden, o masaya oturduğun, o masadan dahasını alamayacağını da ortaya koyduğun bir durumdur. Elinde en büyük olsa bile artık karşına aldığının ona karşılık ne koyduğuyla değerlenir; yoksa senin verdiğin değer, düşündüğün değer ortaya koymamaktan, ondan vazgeçmenin sınırlarına gelmemekten geçer.
Değerlidir yalnızlığım. Hangi şairin hangi şiirinde ne yazarsa yazsın; benim olduğu kadar olmaz, olamaz. Kıyas yoktur; ne büyüklüğü ne doğruluğu ne ufaklığı tartışılır değildir.
