
Bir bahar sabahına uyanmak…
Hem sıcak bir “günaydın” ile hem sıcacık bir güneşle hem de o karatavuk dedikleri, tavukla hiç ilgisi olmayan o taklitçi kuşun güzel sesiyle uyanmak. Hepsi tamam.
Üstelik Asi Çellocu Hauser’in 2022 Budapeşte konserinde en başında çaldığı The Godfather tınısı da içeride bir yerlerde çalıp duruyor. Nefis bir melodi gibi… Sanki kulağınla değil de içinden duyuyorsun.
Ama bir de başka bir dünya var. Leş gibi kötülüklerin, leş kargaları gibi üşüştüp bir şeyler kapmaya çalıştığı bir dünya. Perdenin arkasında durduğunu biliyorsun. İçinde yaşamayı hak etmediğini düşündüğün bir vahşilik. “Neden ben buradayım?” diye sorduğun bir yer. “Bu dünya nasıl buralara geldi?” diye düşündüren bir karmaşa.
Perdeyi açma diyorsun kendine. Saklan arkasında, kal orada.
Ama nereye kadar?
Psikolog koltuğunda “yüzleş” denilen o an geliyor. Perdeyi aralıyorsun. Titriyorsun. Korkuyorsun. Kafanı biraz uzatsan seni içine alacak gibi. Öğütecek, parçalayacak. Bütün hücrelerini ele geçirecek.
Yalnız bile olamadığın bir işkence gibi. Üstüne biraz daha acı. Öksürten bir tat.
Nasıl bir duygu bu?
“Ben almayayım, kalsın,” diyorsun. Ama sana sıra gelmeyen bir maç bileti kuyruğu gibi bu dünya. El eline, omuz omuza. Sen ise radyodan dinlemek zorunda kalıyorsun. Bir çayıra uzanacak yer bile kalmamış.
O yüzden saklanıyorsun. İçine dolmasın diye kapatıyorsun her şeyi. Kulağını, gözünü… Dokunmamayı seçiyorsun. Hatta nefes bile almamayı.
Sonra vazgeçiyorsun. O kadar da değil.
Çünkü az önce sana günaydın diyen o sımsıcak gözlere gülümsüyorsun.
Ve seni başka yerlere taşıyan bir şey daha var. Çok önceleri hayatının yollarına döşenmiş eğri büğrü arnavut kaldırımı gibi anılar. Nasıl yürüdün, nasıl geldin buraya…
Buradan sonrası belki daha da bozuk bir yol.
Ama yine de diyorsun ki: “Tamam. Buradan gidelim. Daha iyisi yoksa bile.”
Ve böyle başlıyorsun bir güne.
