Yaşam

Bilinmezliği Yaşa Biraz

Ne oldu masa? Zaman gelmedi mi daha? Aramızda bütün duvarları yıkalı çok oldu utanmaları kaldıralı. Bahar eli kulağında. Ağaçlar saklanmış artık caddelerden sokaklardan kaçmış, bir park bir bahçe köşesi çiçeğini nasıl göreceğiz? Daha yeni geldik, yabancısıyız alışamadık bahar mı? O da ne? Ağaçlar öyle insanlarda mı? “A çok güzel ben […]

Paris Yağmur Var

Bu sabah yağmur var Pariste. Arnavut kaldırımı Eyfel’e bakan daracık bir sokak, bir eski müzik Romantic Radyo olmalı. Bu sabah ta uyanmalıydık olmadı. Yerde bir şemsiye kırmızı benekli kenarı dantelli, kaldırım taşları parlıyor. Sakin dokunsa kaçacak bir ciselti sabaha. Taze kahve, çörek kokusu susam yanığı, ekmek geç karşıma. Açılmış bir […]

Bir Göl Kenarı Düzgünlüğü

Tezer Özlü kelimelerin nasıl az can yakacağından dem vurmuyordu, kurşun sayıyordu, can yakar diyordu. Yara açar, kanar üstüne ne basarsan bas, ne kapatırsan. Unutulmamışlardan, unutulamayanlardan dediği gibi geçmişi düzeltmek. El yordamı kırışıklığını almak, ütülü gibi olmasa da düzgün televizyon örtüsü düzeltmesi annenin çay koymaya giderken. Çay içer misin? Kimseden bir […]

Boş Ver Denemiyor

Her yerinde yanık, teninin bütün hücreleri bir cızırtı, dokun be diyesi geliyor, acısın, kanasın, geçmiş zamanlara işte onlara, hayır onlara dokun be. Gitmeler acıtmamış, billahi yalan. Acıtmaz olur mu? Alıp her şeyi toplayıp alı gitmeler. Fısıltılı konuşmuşlukları, aynı yere bakmaları, aynı dedikodu arkadan konuşmalar çekiştirmeleri, aynı pişmanlıkları, aynı daha ne […]

Burnuma Dokunma!

Kalkılmış bir sabah, battaniye altına sığınılmış bir televizyon karşısı koltukta, kediye özenilmiş, gözlerde en masum bakışlar. Bir kahvaltı dilenilmekte sessiz bakışlarla avuç açılmış, verilse, bakıyor, yalvarıyor, bakışlar n’olur, sessiz ses olsa miyaavvv, o kadar kedi yavruluğu. Soğuk değil o kadar, şımarıklık, battaniye altında kıvrılmak kedi yavruluğu rolüne sığınılacak görüntü aranıldığını […]