Taşra Kulağından Berlin Filarmoniye Klasik Müzik Yolculuğu

Klasik müzik dinlemeyi seven... Şu, bu, o fark etmez! Türü zevksizliğin çok üstünde olmayan, bir şeyleri hani "Müzik olsun, ne varsa koy tabağa" aşçı menüsü tarzı... Çok lezzetli bir şeyler olabilir. Damak zevkim (damak değil, kulak zevkim) ne kadarına müsaade ederse o kadarıyla dinleyen biriyim, dinleyiciyim. Babam bir operadan kaçış hikayesi anlatırdı; taşra çocuğunun alışmadık kulağına sokulmuş kürdan misali bir deneme ve nefret etme raddesinde gibiydi. Pek sesini çıkarmasa da "Sesini kıs biraz", "Bu da kafa, kafamız şişmesin" uyarıları çocukluğumun, gençliğimin klasik müzik uyarılarıydı! Ben de az değildim; müziği, klasik müziği dibine kadar dinlemezsen, bir şeyleri duymazsan... O zaman teknolojisi sesi açmaktan geçer. Başka dinlemeleri de öyle yapardım; uyarıların sertliği biraz da ondan olmalıydı, olmuştur. Şimdilerde hak verir olabilirim.
Kulağa yatkınlık klasik müzik için zordur. Dinlemek, çok dinlemek... Sessizlikte özellikle bir şeyleri duymaya çalışmak, duymaya alışmak, kulağı alıştırmak, zevk almayı öğretmek... Neden zevk alacaksan onu (bu klasik müzik olmayabilir) denk getirmek, alışkanlık... Oraya kadar tırmanmak, çıkabilmek, oralarda biraz soluk alıp "Biraz daha, biraz daha" diyebilmek.
Sadece yürümek... Adımlarından başka bir şeyi düşünmeden yürümek... Yağmur, çamur, sıcak, soğuk her şeyi, her düşünceyi bırakıp sadece adımların ve sen... Senle yürüyebilmek, kendini duyabilmek, kendine bile aldırmamak... Yürümek!
Bir Hauser, bir André Rieu dinleyebilmek, bir Morricone... Her ne olursa! Belki Patricia Janečková sesi ile "Bir Zamanlar Batıda" filminin o kelimesiz sesini bulup onu bir defa sessizliği hunharca dağıtarak sadece onun gürültüsüyle... Babam olsa "Sesini kıs ona da" derdi!
Yadırgadığım ne?
Yadırgadığım ne zaman zaman? Yok, biraz daha fazlası; özellikle bireysel, ön planında bireysel bir konser varsa kulakları zorlayan... Alışmamış kulaklara değil, zorluk derecesi yüksek, zor çalınan, arkada eşlik eden orkestranın derecelendirmesi "Aferin iyi çaldın" ortalaması beklenen bir gösteri haline sokularak... Ben bile "Tamam bu bana fazla, hani bu kadar işkence görmemiştir" eleştirisine yakın! Niye? Hani çok güzel çaldığınız, dinlenen, dinlemesi kolay, zevk veren... Niye zor olana?
Sırf o yüzden Berlin Filarmoni ve Viyana Senfoni yılbaşı konserleri zevkin doruğu! Kulaklara ziyafet... Masada bir şey kalmasın, silin süpürün tarzı bir açgözlülük yaratıyor.