Kelebek Romanından Kilimanjaro Gecelerine Kütüphane Seyri

Yazın hayatının direklerine bakınca sanki bugünü anlatsa "Ne derdi?" sorgulamasını bırakıp gerçek kaleminden ne çıktıysa... Zamanı denk gelmesi bir tarafa; ne demişti anlayabilince, tam okuyunca, bir daha okuyunca "Haa öyle demiş zamanında!" Eleştirmenlerce eleştirilmelerini bir tarafa koyup, onları da okuyup bir tarafa koyup; siz, sen neresinden ne dediğini nasıl anladın? Henri Charrière "Kelebek" romanını bu dönemde yazmış ya da basılmış olsa birileri "Suç ve suçluyu övme var bunda" dese (ki var bence suçu olmasa bile) Papillon olarak kalırdı büyük ihtimal. Bir yerlerde kovuşturmaya muhakkak uğrardı. Oysa hayatta neler yaşandığı ortada! Duygu Asena gayretiyle, çabasıyla, dik durmasıyla "Kadının Adı Yok" için gayret göstermeseydi, çocukları koruyacağız diye müstehcenlik diye... Sanki Müge Anlı'da ya da bilmem kim diyeyim, kimse alınmasın, adlarını biliyor olabilirim neyi anlattığım belli olsun diye... Tek bir isimle konuyu hani çocukları korumayı bir yana, hani ortaya çıkan çocuklar "Ne?" sorusu, sorgusu.
Kemal Tahir "Devlet Ana"yı yazıp yayınladığında büyük şehirlerde biraz tuzu ıslanmamış, nemli olanın bile zerresini düşünmeyen zamanın sancılarını... Yine o sancıyı çekenlerin, çekeceklerin toplumu kurtaracak potansiyel olduklarını işaret ediyordu. Eleştiriler her taraftan Tahirciler, karşıtları olarak her katmandan vardı. Aynı şey kavgaya inanmakla kavgaya karışmayı da beraberinde getirmiş, "Yol Ayrımı" olarak tartışmalardan nasibini almıştı.
Kütüphane karıştırınca ortalığa onca şey dökülüyor; okumak böyle bir şey olmalı! Her okuyuşta raylar karışıp makaslardan yeni raylara... "Aslında burası, aslında burası değilse bile buradan gidilirmiş!" Çuvalla keşkeler: "Neden burada böyle düşündüm, böyle de oluyormuş..." Hani bir anda internette hep yaptığınız, sizi uğraştıran, sevdiğiniz yemeğin bir başka dokunuşla üstelik belki biraz daha lezzetli, lezzeti değişmese bile "Kolayı varmış"a varılır ya; tam da demek istediğim! Hemingway'in Kilimanjaro'da gece duyduklarını... Sadece o zamanda, o satırlarda kaldığını; eğer zorla bağırtılmıyorlarsa ve motor, yerleşim gürültüsü sarmamışsa o sesleri o satırlardan başka yerde bir daha bulamayacak olmak!
Satırların arasına takılıp kalıyor insan. Alıp götürmek olmuyor; bir yerlere çiziktirip kalmalı, gayret hep ondan.