Kara humma, veba, kolera, tifo kadar tifüs biraz yavaş kalır bitlerin ağırlığından pirelerden daha zıplak yayanları vardır. Yalayıcı olduklarından bulaştırıcılıkları çoktur yayanların. Camus Veba romanında Cezayir de 1941 yılında tanık olduğu tifoyu anlatır derler. Kötülüğün yayılması da öyle bulaşıcıdır. Büyük bir ihtimal onu anlatmıştır. Önce sıçanlar ölür sokakta kimse şer’e […]
Yaşamışınızdır. Farketmemiş olabilirsiniz ama bilirsiniz. Tam da ağlamadan az önceyi. Birden haydi cumburlop başlamaz ağlamak. Bir öncesi an vardır. Eskilerin kelimesi İdrak edilene kadar geçen zaman. Ağlamak neyin ne olduğunu, nasıl olduğunu beynin kabulünden sonra başlar. Beyin kabul etmeden önce görüşme, inceleme, soruşturma doğrulama durumunda ki halidir ağlamadan az önce […]
Uyuklar gibi olmuş bir anlık biraz göz kapanması akıl bir kenarda duruyor araklanmış. Akıl kayıp günlerdir yok. Araklayan belli ki işinin ustası kim varsa hepsini birden memlekette kim varsa. Ne söylense ne dillendirilse yapılanların hepsi bir yere sığmıyor. Yalanmış, yalan doğru olsa dillenmez zamanımızın hastalığı. Üstüne bir de işaret parmağı […]
Ellerim acıyor. Parmak uçlarım. Dokunmayı, dokunanın acısı parmak uçlarında duyulmayan beyinde hatırlama onun yarası.Bir pencere aralığından kaçmalar, gecenin içinde yarı uykulu kirpi arası birleştirsen bir film olmaz kareler. “Üşümeyi özledim” diyor. “Soğuktan korunmak için sırf o yüzden ılık bir yere bir yumuşak ılık soluğu saçlarımda hissettiğim bir yere sığınmayı, üşümeyi […]
Son filan ama bahar gelmiş. Yaz daha gitmemiş. Soğukta bir kıtlık sıcakta bolluk yaz daha gitmemiş. Adı üstünde Eylül. Mahallenin en güzel kızı misali. Her ne yaşanırsa onda biraz burukluk, biraz hüzün bir tat, bir lezzet aroması güzel, yüreğe bir daha derin karabasan çiziği çok kanadımı? Bir ant yarası gibi […]





