Michio Kaku ve Olanaksızın Fiziği

Hep bir dileğin vardır, en olmazını istersin. Olmaz da... Olmayınca bir dargınlık, bir küslük değil elbet; bir kırgınlık, bir kırıklık gönlünün bir yerinde... Michio Kaku, "Olanaksızın Fiziği" kitabında olanaksızlığın nerede ne zaman olanaklı olabileceğini, olanaksız olmanın koşullarının şimdi bu zamanda kabul görmüşlüğümüzün olanaksızı olduğunu anlatıyor. O öyle anlatmıyor olabilir, ben öyle anladım, anlıyorum diyelim.
Düşünemediğimiz onca şeyin düşününce bir yerlerde mutlaka olacağı gibi bir fikir de bende hep vardır. Yadırgamayın; o öyle demiş, ben yanlış algılamışım.
Zaten beynin fonksiyonu kızartma yapmak değil, pişirmek... Düşünceyi yakmadan, karartmadan pişirmek... "Ateşe at; yandı, bitti, kül oldu," değil esas işi. Felsefe de galiba bunun için var: Yakmadan pişirmenin yolu yordamı, tekniği ne olmalı, nasıl olmalı diyebilmek, bulabilmek için...
"Yahu sen neyin kavgasındasın?" diyenler olabilir. Bu kadar ham, bu kadar kalın çizgileri geçeli çok oldu; ince konulardayız, bu neyin nesi? Farkındayım, yine de makarna, ekmek, kek ne üreteceksen önce tahıl ekilecek, biçilecek, öğütülecek, un olacak. Sonrasında kaç kaşık ne deniliyorsa, ne yapılıyorsa senden öncekiler ne yaptıysa o ölçülere sen biraz —çok değil, biraz— değiştirip ne katacaksan...
Önceden katılmış, katılmamış olabilir; her neyse. Lezzeti çok defa test edilmiş kabul görmüş, hiç tadılmamış kabul görmemiş olabilir... Bir şeyler üretip tabağa koyarsın; beğenen yer, bir daha ister; beğenmeyen bir lokmadan sonra tabağa elini bile sürmez.
Düşünce tam böyle bir masaya sahip. Önceleri tadılmış kabul görmemiş onca lezzet, sonradan çok popüler olmuşluğu yaygındır. Damak tadı daha çok bir algı işidir. Algı önce nasıldır, sonra neden nasıl değişir, değiştirilir, değişir mi? O başka bir tartışmanın, doğrunun yanlışın konusu, o da ayrı.
Bilim bugün için neye doğru diyorsa, diyebiliyorsa şimdilik olmazlarda... Tam o sınırda.