Bir Sabahın Olmayacak mı?
Kendine ait olmayan bir sabaha uyanmış olur bazı sabahlar. Bazı sabahlar bu günlerde çok arka arkaya geliyor. Geceden ikna edilmemiş edilememiş düşmanlıktan kendisini besleyen çocuğuna torununa onunda torununa sırf kin…
Kendine ait olmayan bir sabaha uyanmış olur bazı sabahlar. Bazı sabahlar bu günlerde çok arka arkaya geliyor. Geceden ikna edilmemiş edilememiş düşmanlıktan kendisini besleyen çocuğuna torununa onunda torununa sırf kin…
Söylemeyi unutmuşlar saklamışlar değersiz bulmuşlar belki de. Kıyısında köşesinde dolaşınca bir soluk alalım fark ediliyor onlarca senedir fark ediliyor değişmedi. Değişmemiş. Son bahar gelmiş. Aynı hava aynı hüzün aynı koku…
Korktum. Derinden bir müzik bir akordion bir Fransızca şarkı. Paris öyle üstünü başını düzeltmeden gözleri daha açılmamış apar topar çat kapı gelmiş olabilir mi? Tam da düşlerimde benim ona yapmayı…
Öylece bekle. Bıraktığı gibi bir vazo bir çiçek bir örümcek ağı tülü gibi rüzgardan bile kıpırdamadan bekle. Piştiğin dolu dolu olup yine de patlamadığın her şeye artık nasıl olsa bensiz…
Sokağın bir köşesinde eskiden dururdu birileri kar yağmur çamur hep oralarda hep birileri yanan bir ateş vardı sönecek bir ışık bir aralanacak perde bakacak meraklı bir göz orada mı? Olmaz…
Dolu dolu kocaman kalbi yerinden fırttarttıran duygular şimdilerde öylesi yok. Yaşanmıyor gibi yaşansa edebiyata internete hikayelere düşer düşmüyor. Romanlarda bile birkaç paragraf sonrası eller parmaklar dudaklar ya anlatılamıyor ya olmuyor…
Alangirikli konulara girmem girmeyi sevmem. Sevilmez konuşulmaz olsa iyidir. Fısıltıyla dedikodu şekliyle daha güzel mi olur onu bilemem reytingi yüksek oluyor öyle olunca onu bilirim. Seni ne çok doktorlar mühendisler…
Orada ta çok uzakta bir yerlerde bir zamanlarda mı öyle bir yerlerde. Dostların düşman, düşmanların dost olduğu herkesin daha dost düşman olmadığı. Pişmeye az kalmışken daha yıkılmalar yakılmalar şişmeler haşlanmalar…
Ben bardağımı tanırım dedi çay konulacaktı tanırım dedi. Çayı koydu geldi. Tanıyayım diye dibinde çay bırakırım dedi tanırım. Zekiydi. Böyle bir zeka. Sonrasında aynı zeka binlerce. Böyle zekalar. Yarıya yakın…
Hırçın uzlaşmacı hiç olmayan tartışmacı alaycı alabildiğince. Sonra vazgeçti. Başka bir insan olduğunu denizin kıyısında akşam güneşi anlamadı. Öyle kaldılar değiştiğini anlamadılar. Battılar anlamadan yüzlerce kez. Ne batmak istediğine ne…