Karda Bırakılan İzler ve Zamanın Geri Dönülmezliği

Karda Bırakılan İzler ve Zamanın Geri Dönülmezliği

Sabah kalkmışsın, kar yağmış. Dışarı bakıyorsun; her taraf alabildiğince bembeyaz... Bir kuş ayak izi karda, bir kedi patisi karşıki ağaca giden. Zamanın geri dönmemesi belki sadece Einstein veya başka fizikçilerin sorunu değil. Bir şeyler karın üstünde iz bıraktığı gibi iz bırakıyor ya, sırf ondan bile olabilir! Görünen, görünmeyen izler zamanın geri dönmesini engelliyor. Isırılan elmanın satıcı tarafından geri kabul görmemesi... Basit bir kural: İzi kalmış, iz bırakmış olmak.
  
Nereye kadar geriye gidelim? Aa, taş devri misal! Hani taştan bıçak yapmışlar, oraya kadar; taştan bıçak yapılmasının izine kadar... Oradan geriye dinozorlar filan, onların izlerine kadar... Sırf bunu böyle dediğimiz için, bunu böyle diyebildiğimiz için geriye dönüş yok! Demansın bir benzer tarafı yok mu? Geçmiş taptaze bir ize kadar geriye gidip oralarda dolaşmak... Saçma, biliyorum! Bir ize kadar sıfırlamak her şeyi... Yok, her şeyi değil; bazı şeyleri sıfırlamak, yok saymak, bazı olayları atlamak, bazı kişileri, bazı görüntüleri... "Sen kimsin?"lerde yok, benim izim kalmamış, silinmiş baksana! Sıkıntıları iç yakan... Sen sen olduğun için mi? Değil! Nerenin silineceğine karar verse seni mi siler, yoksa acı duyduğu derin yaralar var, onların acısı... Bazısı tamam, bazısı artık çekilmiyorlarda mı? Nasıl siliniyor, neden isteğe bağlı değil? Kararı veren büyük ihtimal beyin de değil; dış güçler hani, kolay sıyrılacak cins bir hesap... O bile belki bir virüs! Hani bilgisayara girip bir şeyleri tahrip eder, hani kötü niyet taşır, bir şeyleri imha edip... Her neyse, geri gidilemiyor; sonuç o!
  
Bir şarkı iz bırakmış bir yerlere... Alıp seni götürse, gidiyorsun; aynı şeyler olmasa da... Binip bir uçan halıya bir yerlere gidip, aynı olmasa da bir hafızada kalmışlığıyla bir duyguyu, bir hissi zevk alabildiğin kadarıyla... Yüzdeye vursan, yüzde de sana vuracak; az bir şey, öyle ölçülecek kadar değil! Saniyenin milyarlarda biri bir ışıma, ısıtmaya... Hani mutlak sıfıra yanaşmışlıkta bir ısınma... Zor oraya varmak! Oradan az önce sakarlık, sonuna kadar varamamak... Hani anlatırlar, anlatılır: Tam dokunacak halde dokunmadan, sandalyede oturduğumuzu sanıp aslında sandalyeye ondaki atomların, parçacıkların bizi en ittiği yere kadar oturabildiğimizi... Oturmadığımızı! Havada bir, hani oradaki atomlara yakınlaşabilecek en yakın mesafeye kadar... Burada o sert, biz sert... Boşluklarımızı denk getirip dokunduğumuzu zannedip...
  
Bu kalem böyle kontrolden çıkınca gideceği yer saçmalıyor, beni de hiç kollamaz! Nereden gelmiştik? Geriye gittiğimiz yok, başladığımız yere bile dönemiyoruz kalem sayesinde.

Bu yazıyı paylaş

Facebook X Threads LinkedIn
#Genel