Daldan Dala İki Yüzlü Bir Gevezelik Hali
Gevezelik ne çok yakışır ağıza. Farkında olunca daha da bir hızlı akıntıya kürek, bir ishal haline; ardından ne gelir ne kusar, ne var boş boş her şeyi... Al takke ver…
Güncel, günlük kişisel weblog. Yaşanmışlıklara ve yaşanacaklara dair düşünceler...
Gevezelik ne çok yakışır ağıza. Farkında olunca daha da bir hızlı akıntıya kürek, bir ishal haline; ardından ne gelir ne kusar, ne var boş boş her şeyi... Al takke ver…
Ağzına en çok, en çok beni sevdiğini söylemek yakışıyordu. Gözlerimi kapatıyorum; artık yoksun. Yaptığım şey seni unutmak olması lazım, nedense unutamıyorum. Daha fazla kalmak istemeyen bakışların... Bir camdan sen elveda…
Ben ne anlarım fizikten, kuantum fiziğinden ne anlarım; bakarım, bir şeyler okurum, anladığımı tam da anladığım gibi anlatırım, ben böyle anlıyorum ne yapalım. Konu fizik olunca pek dalga geçilecek yanı…
Bir devrin efsanevi savaşıydı Vietnam. Vietkong çeteleri derlerdi; öyle hikayeler vardı. Sonra turizme konu oldu, hâlâ konu; şöyle yapmışlar, böyle tuzaklamışlar anlatılır, anlatırlar. ABD’yi onlar yenmişler, yenebilmişler. ABD “Ben yenilmedim,…
İhaneti hiç sevmem demişti, ölmeye gitmeden bir gün önce Erzurum mahallesindeki ablasını görmeye giderken öldürüldüğünde. Ertesi gün Sadık Gürbüz çalıyordu kasetçalarlarda, biz Oğuz’lar ölmez afişlerini basıyorduk mekanın birinde. İhanet kimseye…
Dilim pek varmıyor söylemek, dillendirmek pek işime gelmiyor bu sıralar; yaşıyoruz, içindeyiz, varız. Yaşarken çok dokunuyor, çiziyor bir yerlerimizi. Kuantum anlatacağım yine, tamam siz anladınız, ses etmeyin; ben fizikten bahsedeceğim,…
Bir dramdır; anlatmayacaklarım. Anlatmayacağım. Anlatsam, anlamayacak olanlara benim anlatacaklarım “vah vah, öyle mi, çok üzüldüm” demelerine katlanamayacağım; yine de anlatmayacağım. Nasıl olsa dinlemeyeceksiniz. Kadın çocuk tecavüzleri o kadar yaygın, kadın…
Yalnızlığın ne olduğunu bilirsin; sesin sadece sana yeter. Kendinle konuşursun, kendinle varsın, kendinsin. Başka kendinler var mı? Onlar da yalnızlığını sırtlayıp bir yere götüremezler. En çok seni sevmeyenleri anlarsın; diken…
Nelerle yatıp kalkıyoruz. Ne senin her anında, her yerinde o kadar yükle birlikte nasıl yaşıyor olursan; taşıdığın öyle bedensel değil, belini büken, ağır, gittikçe daha ağırlaşan, sırf o yüzden gidebileceğin…
Şarkılar daha güzel anlatırdı hikâyeyi. Şimdilerde yapay zekâ “vur beline kazmayı” desen anlamıyor; bele nazik bir dokunuş falan karıştırıyor, hikâye olmuyor, elinde kalıyor. Bir yere yapıştırıveriyorsun, çürümüş sakız gibi. Oysa…