
Sizde de var mı? Bende bir duygular zinciri var; elimde tesbih, hem de sayısı çokça… Tek tek çekiyorum; bir dolu korku, hepsi sırasını bekler düzende. Belki insan olmanın, ayrılmanın diğerlerinden en belirgin tarafı, bu korkuları biriktirip yanında taşımakla başlıyor. Başına geldi, bırak gitsin; yenisi gelene kadar “O da neymiş?” havası onlarda… Bizde ne varsa yaşanan, ne gördüysek hepsini tesbih yapıp elimizde, cebimizde taşımak, böylece insan olmak…
Yani anlayacağınız (tabii sizde de varsa) biz bir korkular yumağı taşıdığımız için varız, insanız. Bu, psikolog koltuğunda yan yatmak, “Anlat anlat, yumak açılacak,” hale denk gelir. Olmaya da hani yumak açılır mı? “Açılır,” diyor matematik… Bilmem kaçta bol sıfırlı kaç çevirirsen yumağı kendi kendine açılır; bir çevirirse aklı başında biri, biraz daha kolay. Hani bir birkaç yüzyılda tamamen, bir birkaç yılda bayağı küçülür.
Tam hastalıklı demeyelim, yakışık almıyor; adını da söylemeyelim, üç harfliler gibi bir durum anlayacağınız… Ben göz kırpıyorum çaktırmadan, siz anlayın; tam da o halde başlamışız insan olmaya. Hep oradan geliyoruz, daha başındayız; yeni yeni yumağı küçültür olmuşuz. Milyarlarca senede zor bulmuşuz tek kolluklu uzun kanepeyi, uzanıyoruz. Ne varsa sepette… Keşke kiraz, vişne, erik, meyveler olsa toplayıp getirdiğimiz yolda… Bizden önce geçen, süt veren arkadaşların bıraktıklarından daha da fena kokulu bir de… Ne kadar kıymeti varsa… “Alma, bırak kalsın yerinde,” sanki Karun hazinesi! Getir şimdi hepsini; olmasa bile çocukluktan kalmaları, alt altlardan… Kırmızı koltuğa uzandın ya, yanı başına, sehpanın üstüne sıralı sırasız… En çok kokanından az biraz daha az kokanına bile sıralamadan koy sehpaya. Elinde bir çubuk, karıştırsın öyle çok deşmeden koltuk sahibi… “Sen bunu nereden tedarik ettin?” tabii öyle hiç diyemez. “Sen anlat anlat, ben dinliyorum burnum dayanana kadar; sonra al hepsini doldur sepete, zaman doldu. Yeniden getirirsin, hepsini topla, bir damlası bile kalmasın haftaya,” diyerek…
Ben oralarda değildim, buralara nasıl geldik? İnsanın geldiği yerde, milyarlarca yıl öncesinden bu zamana… Belki de var olma, bu korkular yetmez… Bir de yükseklik korkusu olsun hani, mağaralarda bıraktığımız, bıraktığımızı sandığımız karanlık korkusu yerine daha kullanışlı, yanına asansör, kapalı yer korkuları hediyemiz! Ne korkuları yahu, adını da değiştirelim, “fobi” diyelim.
Galiba böyle bir yerlerden gelip gidiyoruz, nereden nereye…
