Küçük Karşılaşmaların Kekremsi Tadı

Küçük Karşılaşmaların Kekremsi Tadı

Aşk tesadüfleri sever; öyle deniliyor, öyle kalsa iyi… Çoğu yakalanmışlıkları sevmez aşk. “Değil mi?” diye soracağım onca kişi var; sormuyorum, bende kalsın. İsim açıklamak doğru değil; hani ismi lazım değil birileri, sen anladın onu.

Ne çokmuşsunuz! Ben öylesine şaka yaptım; beni ne karıştırıyorsun? Hemen alınmalar… Sorsalar sen olmadığını söylerim zaten; merak etme sen. Yaa yapma, anlayacaklar! Neresini anlayacaklar? Anlayacaklar zaten; biliyor olmalılar. Boş ver, kaçıncı denebilecek vukuat; hepsi aynı yere çıkmıyor mu?

Değil, değil, hiç değil; ben “değil” dedim mi, değil. Zaten konu o da değil. Küçük buluşmalar, küçük tesadüfler, küçük karşılaşmalar güzel sonuçlar doğurur; güzel sonuçları olmalıdır, güzel sonuçları vardır. Demem o ki; yanlış yerde olmak, yanlış zamanda… Üstelik tam tersi; doğru yerde, doğru zamanda olmak. Notting Hill filminin sonu güzeldir; sırf o yüzden bile küçük tesadüflere inancım daha artmıştır diyebiliriz.

Başka tesadüfleri de sevmişliğim hep var; inanmak, sabırla beklemekten daha güzeldir. Tesadüfleri yaratmak; işte o ne kadar sonu iyi bile olsa, güzel olsa… Olmaz ya; inancım o iyi sonlar olmaz. Sonu kötü biten film gibi; yediğin mısır karnını ağrıttı zannı… Oysa sonu kötüydü; “Yemeseydim,” pişmanlığı… Yok be, mısır değil; son kötüydü, ondan karın ağrısı.

Küçük, hep küçük kalmış karşılaşmışlıklar; ne telaşı, ne hızı… Her şeyi yerli yerinde; damağında kekremsi, o kadar da hoşlandığın bir tat bırakan… “İyi ki oldu,” gülümsemesini dudağına konduruveren, oraya bir anlık olsa bile yerleştiren… Kelimeler çok iyi değil; pek güzel poz veremiyorlar. Yenilerini bulmak lazım; bunlar yetmiyor, daha doğrusu ben bulamıyorum. Alınan tadı anlatmaya yetmiyor.

Aşk değil, sadece hayat küçük tesadüfleri sever; yeminle.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir