Ben Neyi Severim?

“Neyi severim ben bilir misin?” sordu. Omuzlarımı kaldırdım bilmem nereden bile bilirim ben der gibi. “Kaldırım taşlarının arasından kafayı çıkarmış bir papatyayı burası benim diyen, bende varım çıkışlı göğsü ileride diri bir duruş ama küçücük hep yüreğimi kaldıran ezilecek korkusu içinde, bir bakış el açmamış bir duvar dibi sığınması, soğuğa morarmışlıklarla direniyorum ben bayrağı açmış gözler, büzük ama ezik denemez, doyurmak için omzunda elin yarım ekmeğin içine bakan, yanlış olmasın bak öyle geçiştirmelik olmasın hakkı neyse onu koydun mu sorgusu gözlerde.” Anladım der gibi kafamı salladım, anlamadım desem yeniden anlatsa hani başka laflarla denesem mi? “Bir santim uzağında ölüm az önce görmüş, yanı başında oturuyor, daha gitmemiş misafir kovulmaz bekliyor, alıp da gitsem mi direnişinde bir sızlanmayla kulağında gülümsüyor gözleri hadi s..tir şimdi olmaz gülümsemesini yüreğine ne bastırıyorsa ona. Bir gece yarısı gidilecek yer yok nerede kıvrılacağız bu gece sorgusu kafada hoşcakal görüşürüz sende selam söyle ne tarafa ben böyle gideceğim söyleminde bir gülümseme bir el sallayışı acelesi varmış hızında. Bir antilop yavrusu aslanın yirmi santim uzağında oturmuş, yeneceğini bilip yokluğunu satabilir bir unutkanlığa güvenip özlerine bakışını.” Bakıp anlayıp anlamadığımı gözüyle kontrol ediyor, yok bakışlarımda anlatılanı sindirmişliğin bakışı, susuyor. Başka nasıl anlatsın? Onun kelimeleri bana ulaşmadan devriliyor boşalıyor bir yerlerde. “Ben yalnızlığı çok severim, kalabalıkların içinde de, karşına oturup senin ıslıkladığın dokuzuncu senfoniyi bir leyleylemeyle dinleyen birilerinin yanında da, bir karanlığın görünmezliğinde de vardır yalnızlık, severim.” Anladım bu sefer her nasılsa iyi günler diledim, defol benzeri başka bir lafı beklemeden çıktım dışarı.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir