Kese Kağıdı Okumalarından Zihni Yeniden Güncellemeye

Değişmediğimi savunurum hep, oysa bir dolu şey gibi ben de değişmiş olmalıyım. Kafamda onca birikmişlik ve onların en büyük mimarı, her şeyi, hepsini olmasa bile çok okumuşluk... Telefon rehberleri yok tabii; ilanları hoşuma giderdi, okurdum. Hepsi değil, çoğu derken okumak bir ruhsal hastalık gibiydi, bir açlık hissi beyninde...
Bir ruh, şeker hastalarının şeker eksikliği baş gösterdiği hipoglisemi dedikleri... Al gazeteden yapılmış kese kağıdını, içindekini bile biraz dökerek eve gelene kadar manavdan, bakkaldan evir çevir oku hastalığı vardı!
Filmleri dibine kadar seyrederdim, müzikleri de tüketirdim defalarca dinleyerek, ardı sıra bir daha, bir daha... Ne oldu?
Tam buralarda bir şeyler benim bildiğime, benim okuduğuma, seyrettiğime tam puzzle kıvamında oturmuyor. Okuduğumda, dinlediğimde, seyrettiğimde benim algılarım o zamanın altyapısı ile yani benim o gün bildiklerime göre yer almış algılardı. Şimdi bakıyorum; benim o gün kafam başka bir paketleme yapıyormuş.
Şimdilerde daha konforlu bantlar, kutular, köpük doldurmalar gibi... Benim de kabul ettiğim ama değişmediğine inandığım eski usul teknolojiler çok yer kaplıyor ve koruyamıyor içine konanı.
Değişmişim, kafam değişmiş. Daha çok şey almıyor; öyle paketlenmiş, üst üste duruyor. Onca okunmuşluk, onca dinlenmişlik, onca seyredilmişlik...
Hiçbirini yerinden edip "Bu da vardı," bile diyemiyorum. Var aklımda ama yok gibiler; üstleri başları toz içinde, örümcek tutmuş çoğunu.
Ne oluyor öyleyse, ne olacak, ne yapılacak? Bir yeni bakış açısıyla paketler tekrar açılacak, temizlenecek hafıza! Yeni, bugün bakılacak gözle yeni baştan bir dolusu okunacak, dinlenecek, seyredilebilirse seyredilecek, yepyeni raflarına pırıl pırıl yerleştirilecek! Alzheimer filan gelirse, zaman yetmezse hepsi zaten yok olmuşlardı, yokluklarında kalacaklar.
Yeniden okunacak Pal Sokağı Çocukları, Tom Sawyer, Çavdar Tarlasında Çocuklar, Şeker Portakalı, Anna Karenina... Harp ve Sulh okunmuştu, Savaş ve Barış olarak yeniden... Nutuk bilmem kaçıncı kere okunacak, binlercesi sayması güç...
Dr. Jivago, Mayerling Faciası, Bir Zamanlar Batıda, Bir Zamanlar Amerika, İyi Kötü Çirkin, Bir Avuç Dolar İçin, Casablanca, Hello Dolly, Geceyarısı Kovboyu, Kramer Kramere Karşı, Yağmur Adam, Tren, Narayama Türküsü, Sonsuz Ölüm seyredilecek, adı bile akla gelmeyen onca film akla geldikçe...
Hauser'in Zagreb konseri, Viyana Senfoni ve Berlin Senfoni yılbaşı konserleri... Deep Purple, özellikle In Rock albümü olmazsa olmaz, hafızalara kazınmış bir Mary Anne dinlemesi... Zuhal Olcay, Bülent Ortaçgil, Vedat Sakman ve ODTÜ konserleri... Fadolar... Bu arada bunları yaparken el tutmalar, öpüşmeler, ağlamalar, gülmeler, sarhoşluklar, bir hoşluklar... Ooho! Bakarsanız bir daha yeniden, yeni baştan kafayı bugüne güncelleyip yeni baştan taa başından!
O kadar da değil; kitaplardan başla, aç müziği bir yandan, hafızandan takıl bir filme. Bu sıcaklar başka türlü çekilmiyor; kafayı böyle darmadağın, allak bullak ediyor.