Edebiyatımızdan Geçen Tomris Uyar ve Şiirin Büyülü Dolduruşu

Edebiyatımızdan Geçen Tomris Uyar ve Şiirin Büyülü Dolduruşu

Bakmayın öyle dolduruşlara, az gelmişliğimiz yoktur! Şiiri sevdiren, şiir yazmayı, okumayı özendiren, onca hissi duyguyu insana bir dokunuşta başka başka, türlü türlü söylettiren bir dolduruş harikası değil midir?
  
Bakmayın, bakın, bakın... Bir Tomris geçmiştir edebiyatımızdan! Küçük Prens çevirisi bile bir olaydır benim için. Öyküleri bir başkadır; kelimeleri, cümleleri yeni baştan bir daha başka... Hani her dokunduğunda bir başka renk olan ışıldaklar gibi, oyuncaklar gibi... Rengi sana anlattığı, "Ha bunu demiş, bunu da demiş," kararsızlığına, kararına götüren kalemşör! Adamlara bir dokunmuş, beyinlerine bir giriş yapmış; şiir olmuşlar, şair olmuşlar! Şair değiller miydi? Öyleydiler... Direksiyon dersi alanlar gibi kurs bitince birdenbire ehliyeti koy cebine, "Ben şoförüm, verin bana otobüsü ben..." halinde de olmadan bir olgunlaşma... Bir ne duyduklarını bilme, bir hissetme... Belki Tomris onlardan "Bunu diyorlar, bunu hissediyorlar, bunu ne güzel söylüyorlar," diyerek... Şairliği, şiirliliği satırlarda "Ne güzel olur, oluyor," hali...
  
Ne derseniz o, yine de bir Tomris, bir şiir, bir şairler... Hani hepsi oradan da denmez; ne güzel bir üretim, ne güzellikler var etme, edebilme... Dokunulmuş satırlar her nasıl olduysa yürekte vardı ortaya çıktı, yoktu yüreğe yerleşti, oradan ulaştı bize.
  
Şiir güzeldir. Düzen verir hislere, yüreğe bir yol gösterir; içine az bir şey katıp ne lezzetler getirir akla.

Bu yazıyı paylaş

Facebook X Threads LinkedIn
#Kültür Sanat