Akşam Az Sonra Gelecek

akşam olmadan önce

Akşam az sonra gelecek; vazgeçmelere oturmaya gideriz belki. Bir şarkının öğrenmiş olduğu vazgeçmelere ait bir şeyler mırıldanmasını… Hiç olmazsa nakaratını sessizce, kimse duymadan akşamın karanlığına bırakmasını isteyebiliriz. “Vakit tamam,” demeden vaktin geldiğini hissedebiliriz yorgunluğundan günün. Gün batımında kızıllığından belli oluyordu; nefes nefese bir gün daha bitiyor, vazgeçiyordu yeni güne kadar.

Kolay değil; gelip yerleşiyor, alışkanlık ediniyorsun. Yanında bir soluk, bir gölge… Anlatıyor dinliyorsun, dinliyor anlatıyorsun. Ne sen onu ne o seni duymuyor, bilmiyor; nelerin, nelerden, neden anlattığının herhangi bir yerinde yok. Sen de onu duymadığından acabalamadan, bir ritimde kafa sallayarak neyi doğruladığını bile bilmeden… Ta artık dudakları oynamaz olduğunda sıranın sende olduğunu, sana geldiğini bilmeden bir akıl yürütmesiyle başlayıp aynı hikayenin bilmem kaçıncı versiyonunu… “Bir başka akşama kalmasın bugün bitsin, bu yarına kalmasın ekşir, kokar, mantarlanır bile,” telaşıyla hızlı hızlı, koştururcasına soluk soluğa… Akşamı bunun için daha çok sever bir halde; yalnız olduğunu fark ettirmiyor gölge, yanındaki soluk. Sen de ihanet etmiyorsun; olmasa sen kime, neye aynı hikayeyi anlatasın…

Soluk alınacak hale geliyor sıcaklık; sen de sever oldun serinliğini yalnızlığın. Sadece sen ve sen arasında olup anlatamayınca bir şeyleri… Zaten yalnızlık kime anlatılır yalnızsan?

Kapıyı çalıp “Akşam size gelecekler,” dendi mi? Denmesi lazım değil mi? Yok mu evin küçüğü, gitse göndersek? Vazgeçmelere oturmaya gideceğimizi söyleseler… En küçük o da mı benim? Gideyim çalayım bari kapıyı, “Evdeyseniz,” diyeyim.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir