
Felsefenin gözünü seveyim. İrma bile konuşur hale geliyor; İrma kedimiz, başka biri değil, onunla ben konuşur oluyoruz felsefe devreye girince. Michel Foucault okuyorum kucağımda İrma; Hapishanenin Doğuşu. Kediyi eğitmek, cezalandırmak yoluyla bile çok zor. Ya çok fiziki yollarla olacak (o bile çok mümkün değil) ya da o sizi eğitecek, onun yolundan gideceksiniz. Sirkler kedilerle pek iş göremez o yüzden. Eğitmek; eğitilmesi zor bir dost.
Bir şeylerin ışığının yanması kafada; okumak, okurken bakmak, bakarken görmek, fark etmekle oluyor bence. Diyelim de yok öyle değil; “çat düğmeye bas yanar” meselesine girmeyelim.
Bakıyoruz etrafımıza; suç yoğun bir ortamda yaşıyoruz dünyaca. Peki ortam niye bu kadar yoğunlaştı? Suç kendine kolay gerekçe yaratmaya meyillidir zaten; yaratması çok kolay hale geldi öncelikle. Ceza fizikselliği azalınca kolay yaşanılacak hale geldi, bu da var. Ömür uzadı, fırsatlar azaldı.
Ceza görülen alanların, yerlerin konforu ceza görenin yaşantısından çok az konforsuz; belki bazı yerlerde daha konforlu bile olabilir, o bile bir etken. Kaybedilen konfor, suçtan elde edilecek çıkardan çok değersiz veya risk göze alınır halde.
Ortamlar suça değer verir, yüceleştirir; buna göre düzeneklerini kurmaya çalışır ve kurarlar.
İçerinin, yani ceza ortamlarının kötüleştirilmesi bir yol gibi gözükse de pek doğru gibi gelmiyor. O zaman dışarının suçtan daha temiz; suçsuz yaşamanın daha güzel, daha çekici, daha risksiz, daha daha diye ne kadar güzellik varsa yakıştırıyorsak hem de erişilebilir bir ortam olması lazım.
Felsefe önce konuşur yapmak için, sonra neden yapılmadığının, yapılamadığının üstüne kafa yorar, geyik yapar.
Dışarısı içeriden çok daha yaşanılır olmalıdır; başlangıç bu, nasılı sizde.
