Geçip Gittiğimiz Şeyler Neye Kadar Dayanır

yeni-bir-hayat

Kaldırım taşlarının bilmem kaç milyon insan geçince ömrünü tamamladığı söylenir. Nereden biliyoruz bunu? Taş serilirken mi ölçülüyor, yoksa satarken satıcı “şu kadar milyon adıma dayanır” dediği için mi inanıyoruz? Büyük ihtimalle kimse tek tek saymadı. Daha çok bir bilmece gibi, olasılık hesaplarıyla, varsayımlarla bulunmuş bir sonuç bu.

Mesela Süleymaniye yapılırken Sinan, Kanuni’ye “şu kadar vakit namaza dayanır” diye garanti vermeyi düşündü mü? Daha ileri gidip “Bu yapı elli beşinci asra kadar ayakta kalır mı?” diye kendi kendine sordu mu? Muhtemelen hayır ama insanın aklına böyle sorular geliyor.

Hep böyle saçmalıklar doluşur zihne. “Şu kadar takipçin var, ne dümenler çeviriyorsun anlat bakayım” diyen bir akıl. Ya da “gel de bir anlat” diye yakaya yapışan bir merak. Zamanın tuhaflıkları diz boyu.

Bu dağınık düşünceleri Amerikan yapımı bir yapay zekaya nasıl anlatırsın, boş ver. Çok üstün zekalı bir batılıya nasıl anlatırsın diye düşününce de sonuç değişmiyor. Hep bir yanlış anlama hali. “Ben öyle demek istememiştim”, “yanlış anlaşıldı” cümlelerinin ertesi gün hapı gibi dolaşması. Dün gece ne yaptık, niye yaptık, başımıza bir şey gelir mi telaşı. Bir anda ağzımdan kaçtı, elimden kaçtı savunmaları. “Yok yahu, vallahi öyle değil”, “olsaydı söylerdim”, “beni bilirsin”, “senden olmasa daha iyi”, “sen gidersin üç gün sonra”, “ben hazır değilim” diyerek bir durumu kurtarma çabası.

Aklımıza gelen saçmalıklar bitmez. Onca üretileni görmezden gelip, değmeden, hiç rastlamamış gibi davranıp; beğen tuşuna bas, şunu yap, eleştir, yerin dibine sok ama yine de geçtiğini belli et çağrılarına kulak asmadan geçip gitmelerimiz.

Pazara kadar değil, mezara kadar diye bağırılan taraftarlıklar gibi. Yenersen, nasıl olursa olsun seninleyim. Ama kaybedersen, hadi bana eyvallah.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir