Viyana Filarmoni, Djokovic ve Hayatın Sessiz Zevkleri

viyana-flarmoni-orkestrasi

Dünya dönmeyi durdursa, sanırım bunu ancak gün batımlarına daha az denk geldiğimde fark ederdim. Onun dışında pek anlayabileceğimi sanmıyorum. Dünya ile ilişkimi büyük olaylar değil, belli başlı küçük eşikler belirliyor. Onlar da çok dert edilecek şeyler değil aslında.

Viyana Filarmoni’nin yılbaşı konseri, Avustralya Açık, Fransa, İspanya ve İtalya bisiklet turları, klasik bisiklet yarışları… Ulaşabildiğim kadarıyla Andre Rieu konserleri, Hauser performansları. Sınırlı sayıda ama defalarca izleyip yine de sıkılmadığım kitaplar ve filmler. En başta da Ennio Morricone’nin film müzikleri. Dinlemek, okumak, yazmak, izlemek.

Asıl mesele bunlara denk gelebilmek. Zaman bulmak, kurcalamak, her seferinde hiçbir şey bilmiyormuş gibi yeniden keşfetmek. Eskisi kadar tat vermeyenleri bir süreliğine yok saymak. Bunları yaparken müzik dinlemek. Sessiz, fısıltılı olanı değil; radyo açık olacak mesela.

Bir de konuşmak var. Asıl zevk belki de bu. Bunlar hakkında konuşmak, ahkâm kesmek, laflamak.

Mesela Djokovic… İlk maçını nasıl buldunuz? Eskilere kıyasla daha sakin, daha az atarlıydı sanki. “Ben buradayım, devam ediyorum” diyen ama eskisi kadar her şeye takılmayan bir hali vardı. Paralar gelsin havası değil de, oldum olası bildiğimiz Djokovic ama biraz yumuşamış gibi.

Viyana Filarmoni bu yıl klasik tavrını başka bir gömlekle sundu bana kalırsa. Yakışmış mı, tartışılır. Eski “hadi bir daha” dedirten zorlayıcılığı yoktu ama yine de gelecek yıla kadar akılda kalacak bir tat bıraktı. Andre Rieu ise Maastricht’te yerini koruyor. Defalarca izlenir, hiç eskimez.

Yıl böyle akıyor işte. Tutmayın.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir