Sezen ile Bir Kahve Molası ve Nasır Tutmuş Yürekler

Bir Kahve Molası

Sıcak bunaltmış olmalı beni; Sezen’e takılıp kalmış bir haldeyim. Ne oluyor, onun da benim de umurumda değil; o öyle söylüyor, ben de “Ben de,” diyorum. “Yarım kalsa,” diyor; sevmiyorum yarım kalmalara, pek takılmıyorum. Güneşin çarpması neyse, ay çarpması… Bu yaşa gelmişim, öğrenememişim; hayıflanıyorum, demek daha öğrenilecek bir şeyler kalmış.

Pek ruhum dans duns edecek havalarda değil, sıcak bunaltmış ondan; kapıda can dostlar suya bile evet diyebilecek halde değiller, benden beter halleri. Ne çok zamanları tüketip kalakalmışız; sadece anılar edepsiz mehtaplardan bahsediyor, bunca cezaya rağmen hâlâ var olan bir şeylerden. Yaz gelmiş, sırf ondan kanda bir fokurdama… Durmuyor, oturtmuyor. Sezen yapma be! Bir yerlere otur sen de, kaldırma ayağa; zor oluyor seninle hop oturup hop kalkmak. Tamam, gençler sana ayak uyduruyor olabilir; yine de sen benimsin, bizim Sezen’sin, bizle kal istiyor yürek.

“Özledin mi kalk gel,” diyorsun hasarsız zamanlardan. Öyle kalkıp gitmek, gelmek, gelememek var işin içinde; gidememek, gidince bulamamak, gelince bulamamak…

Nasır tutmuş yüreklerin yeniden bir atış yapması… Ağırlaştırsan ritimleri neyse… Hadi yine fıkır fıkır; illa senden vazgeçelim istiyor olabilirsin, yapamıyoruz işte. Sabırsızlığını biliyoruz, anlıyoruz; senin de bizi anlıyor olman lazım. Gidenler gitti, biz de biliyoruz; kalanlar, yani biz, biraz daha sakin olabiliriz. Çok yükseklerde gözün, oralardan biraz in bakayım; hadi biraz gel yanımıza, bir kahve molasında eskilerinle içli dışlı yaşamışlığımız var. Sen de bilmiyor olabilirsin gidip gitmediğini; içinde bir umut, kapının önünde kalıp kalmadığını sen de bilmiyorsun. Gel, al kahvenden bir yudum… Biliyorum, hepsi bir yerlerde kaldı; senin içinde inanmamak var, öyle kal.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir